Şanzelize Düğün Salonu - Tarık Tufan



Şanzelize Düğün Salonu
Profil Yayıncılık
291 sayfa

Şanzelize Düğün Salonu, Tarık Tufan'ın okuduğum ikinci kitabı. Tarık Tufan'ın olayları ifade ediş tarzını seviyorum. Romanda, "Ben de bu durumu aynen böyle kaleme alırdım" dediğim çok yer oldu yine.

Roman, annesinin ölümünden sonra boşluğa düşen bir üniversite öğrencisinin, şeyh babasının dergahından uzaklaşma sürecini ve tabir-i caizse bu süreçteki tökezlemelerini konu ediniyor. Aşk için kendinden büsbütün vazgeçmiş, hiçbir sebep yokken tüm güvenli limanları bir bir yakan bir adamın hayatına tanıklık ediyorsunuz. Roman, çarpıcı bir şekilde başlıyor, olay örgüsü ilginç bir şekilde devam ediyor ve beklendik bir şekilde sona eriyor. "Kendi benliğinden vazgeçme" olgusu sürekli işlendiğinden olsa gerek, ana karakterin adı romanda hiç geçmiyor. Yahut ben yakalayamadım, emin değilim. Kitabı okuyup da bu gencin ismine rastlayan varsa lütfen benimle paylaşsın :)

Kitabı her ne kadar epeyce merak etmiş olsam da kapağındaki Şahmeran figüründen dolayı uzun süre elime almaya çekindim. Böyle de ödlek bir insan olduğumu blog alemine ifşa etmeden edemedim :) Her neyse, ben romanı beğendim. İlgililerine tavsiyemdir.

Heybeme Kalan Kelimeler


* Annemin benden sonra bir daha çocuk sahibi olamasına ağladım. Rahminden koparken, tırnaklarımla başka bir ceninin daha tutunabileceği duvarları paramparça ettiğim duygusundan hiç kurtulamadım.


* Sabah uzunca bir süredir hiç duymadığım ev sesleriyle uyandım. Mutfaktan gelen sesler. Evde birilerinin sahici hayat sürdüğünü anlatan sesler. İnsanın tek başına yaşarken çıkartamadığı yaşam sesleri. Yalnızlık, insanı ve evi sessizleştiriyor. Hayatı da. Dışarıdan gelen hiçbir gürültünün şiddeti, yalnızlığın uçsuz bucaksız şiddetini bozmaya yetmiyor. Annem benim için mutfaktan gelen tabak çanak sesleridir; mutfaktaki su sesi, pencereyi açma sesi, namaz kılarken duyulan fısıltı sesidir. Ev sesleri annemdir, annem biraz da ev sesleridir.

* Herkes ölenle ölünmez der ama zaten ölenle ölmek herkesin yapabileceği bir şey değil.

* Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir.

* Benlik kalkarsa kötülük de kalkar. Kötülük, gelip de çarpacak bir benlik bulamaz.

6 Aralık 2016
20:02
Küçük Evim, Ankara


Devamını oku..

Takvimler Son Yapraklarını Dökerken #2

Görsel şuradan alıntıdır.

Yine yılın son günleri geldi çattı... "İyi ki"leriyle, "keşke"leriyle bir yılı daha ardımızda bırakmaya hazırlanıyoruz. Ben de bu sebeple geçen sene yazdığım, 2015'in muhasebesi niteliğinde olan "Takvimler Son Yapraklarını Dökerken" adlı yazımı 2016 için yinelemeye karar verdim.

2016 benim için hayal kırıklığı ve kafa karışıklığı ile başladı. Tıpkı bir önceki yıl olduğu gibi :) İki kişi olmaya hazır mıydım? Tekrar biz olabilir miydik? İçimde 2 yıldır büyüttüğüm kinin içinde bir sevgi tekrar yeşerebilir miydi? Kendimi ikna edebilir miydim? Diyelim ettim. Peki, ya ailemi? Başkalarının kaygıları, mutsuzluğu üzerine bir mutluluk inşa edebilir miydim? Derken... Kendimi ballı kahve yaparken buldum :) Anlayacağınız, 27.11.2016 itibariyle ben artık sazlı, sözlü bir kızım. Halk arasında yerleşmiş, sözlülük diye medeni bir statümüzün olması da beni kahretmedi değil. Neyse :)

İşe girdim, giriyorum, gireceğim derken 1 yıl 3 ayını doldurmuş, asaleti tasdik olmuş bir memurum artık. Zaman ne çabuk geçti falan diyemeyeceğim bu sefer. Çalışma hayatının zorlukları bir yana, memuriyet de bir o kadar zor geldi bana. Öyleyse, görevimin avantajları, dezavantajları başka bir yazının konusu olsun deyip 2016 yılına dair hayatımı bir film şeridi gibi gözümün önünden geçirmeye devam ediyorum.

Kızlar ilkokula, İlhan liseye başladı. Bense 25 yaşımı doldurdum bu yıl. Tükettiğim yılları onların okul hayatından daha net takip edebiliyorum. "Hayat yaş aldıkça güzel" diyen Renault'a inat, "Hayat yol aldıkça güzel" diyorum ben. 2016'ya dair tek hedefim olan "Hayatın bana getirdikleriyle/ getirdiklerine rağmen, olaylar karşısında "ben şimdi ne yapacağım?" paniği yaşamadan, hayatı planlarıma uydurmaya çalışmak yerine, akışa direnmeden hayatımı idame ettirebilme yetisini kazanmak" hedefini gerçekleştirmedim bu sene de. Hatta, hayata dair kaygılarımın daha da çok arttığı, olaylar karşısında bulduğum yegane çözümün her şeyden daha da fazla vazgeçmek olduğu bir yıl oldu. 

Koşturmalarımdan mütevellit, blogda fazlaca aktif olamadım bu yıl. Bu yazı ile birlikte yalnızca 51 yazı yayınlayabilmişim. Farklı telaşlarımın olacağını bilsem de 2017'de blogumu daha aktif kullanmayı, yazdığım yazıların biraz daha dışına çıkarak birtakım deneyimlerimi de sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Son olarak 2017'ye ilişkin temenniler, hayaller ve hedeflerime değinecek olursam;

* Tabii ki öncelikle milletimizin ve tüm Müslümanların birlik, beraberlik ve selameti...

* Sağlık ve iç huzuru...

* Daha az tüketmek, daha fazla üretmek ve mümkün olduğunca doğal yaşamak

* Stres ve zaman yönetimini öğrenmek

* Her şeyde olduğu gibi bir okuma rutini oluşturmak

* Spora hayatımda yer vermek

* Yazmayı hayatımın bir parçası haline getirmek

* YDS'den 70'i geçmek :)

* Tezimi bitirmek

* Vee 2016'nın gerçekleştirilemeyen yegane hedefini gerçekleştirmek :)

Geçen seneki kadar eğlenceli bir yazı olmadı, olamadı. Hal-i pürmelalimiz ortada... Coğrafya olarak öyle bir belirsizliğin içindeyiz ki bırakın yıllık planlar yapmayı, yarının ne olacağı kaygısı taşıyoruz. 2017'de, ülkemizi kan gölüne çeviren terör belalarından kurtulabilmekse en büyük dileğim... Daha güzel günlere uyanabilmek temennisiyle... Yeni yılda her şey gönlünüzce olsun ♥











Devamını oku..

Zamane Günlük - 27 Safer 1438



Sen içinde kalan, yarası kapanmayan
Hangi büyük felaketi avuttun bende
Ben, darmadağın dünyalık sızılarımdan
Bir tatlı uyku gibi avundum sende

İkimiz de yorgunuz akıntıya kürekten
Yeni bir liman gerek sığınmaya denizden
İkimiz de bitkiniz simsiyah gecelerden
Bembeyaz sabahlara özlemimiz bu yüzden





27 Kasım 2016

Devamını oku..