Hayatımı Sadeleştirirken...

minimalizm
Görsel internetten alıntıdır.


Moda ise giyiyor, satın alıyor, popülerse dinliyor/izliyor/takip ediyoruz. Farkında olsak da olmasak da aslında çoğunluğun zevki yahut ortak paydası olarak empoze edilen sınırlara tabi olarak yaşıyoruz. Çeşitli sosyal mecraların etkisi ile zirvedeki yerini iyice perçinleyen materyalist anlayışa karşı minimalist yaşam akımı bir başkaldırı niteliğinde. Minimalizmin Türkçesi kısaca "sadeleşmek" iken, anneannecesi ise "karsambaları ortadan kaldırmak" şeklinde tercüme edilebilir. Özünde yatan mantığı "eşyayı azalt, hayata yer aç" şeklinde özetleyebilirim.


Sadeleşme üzerine sanırım yaklaşık 6 aydır kafa yormaya başladım. 1 aydır ise bu tercihimi uygulamaya koymaya çalışıyorum diyebilirim. Hayatımı sadeleştirmem gerektiği yönünde aldığım ilk işaret ise zihnimin sık sık " Fazla eşyalar enerjimi emiyor" sinyalini vermesiydi. Bunun metafiziksel anlamda bir yansıması olsa da hayat pratiği açısından gayet makul bir sonucu vardı. Eşya çok olunca ev çabuk dağılıyor, onları toplamam ve bakımını yapmam için sarf ettiğim efor artıyor, tüm bunları ertelediğimde ise böyle bir ortamda bir işe odaklanmak pek de mümkün olmuyor, bu durum ise yaptığım işten zevk alamamama neden oluyordu. İtiraf etmeliyim ki 1+1 evde yaşayan, bekar bir insan için fazla dağınık bulduğum evim nedeniyle ve artık "eşyaya hizmet etmek" istememe düşüncesi ile harekete geçtim.

Beni bu konuda düşünmeye sevk eden bir diğer olgu ise şüphesiz "ölüm"dü. Kökeni sanıyorum batıl inançlara dayanmakla birlikte, ölenin eşyalarını dağıtmak gibi bir gelenek olduğu malumunuzdur. Sevdiklerimizin hatıra olarak saklayacağı birkaç parça dışında, satın almak için saatlerimizi feda ettiğimiz kıyafetlerimiz, gözümüz gibi baktığımız objelerimiz daha toprağımız kurumadan bir bir yabancılara dağıtılacak. Sahip olmak için bir ömrü heba ettiğimiz ne varsa bizden sonra zaman kaybetmeden yeni sahiplerini bulacak. Eleştirdiğim nokta elbette ihtiyaç sahiplerine az da olsa bir faydamızın dokunması değil. Kefenin cebinin olmadığı gerçeğine bir de minimal yaşam açısından yaklaşmak :)

Sadeleşme üzerine kafa yormama neden olan üçüncü mesele ise belli bir meblağ kazanmak uğruna günümün totalde (hazırlanma, ulaşım, mesai) 11,5 saatini ayırmam ve neticede her ay sonunda "para tren, ben istasyon" paradoksundan kurtulamamamdı :) Lüzumsuz minik harcamalarımın bütçemde yarattığı kelebek etkisini (şu kahverengi, ölümsüz olduğu hissi uyandıran büyük kelebekleri kast ediyorum) kırmam gerektiğini her ay üzülerek idrak etmem de sadeleşmenin benim için ne kadar gerekli olduğunu ortaya koydu.

Ve son merhale: El/ev yapımı tutkum ve geri dönüşümün önemine olan inancım. Zamanın behrinde Bilim Çocuk Dergisi'nde karşılaştığım Eco-School Projesi ne zaman aklıma düşse bana o çocuksu heyecanı yeniden yaşatır. Geri dönüşüm ile tanışmama vesile olan yazıdır kendisi. Fen bilgisi öğretmenime konuyu açmış fakat kolejlerle kapışamayacağımızı düşündüğümüzden olsa gerek beyaz bayrak sevdasından daha yolun başında vazgeçmiştik. Daha sonra yaşadığım yerde belediye tarafından  kısa süreli bir geri dönüştürülebilir atık toplama uygulaması başlamış ancak bu konuya yeterince hassasiyet gösterilmemiş olacak ki bu uygulamadan vazgeçilmişti. Okuduğum lisede atık kağıt kutuları mevcut olsa da üniversitede de bu imkanın bulunmayışı beni geri dönüşüm sevdamdan bir süreliğine uzaklaştırdı. 1 senedir iş yerinde sadece atık kağıtlar için bu hassasiyeti gösterirken, yaklaşık 2 aydır tüm dönüştürülebilir atıklar için aynı hassasiyeti göstermeye başladım. "İş yerine çöplerini taşıyan kız" olarak anılma pahasına... :) Geri dönüşüm zincirine katkı sağlamaktan öte bir adım daha atarak daha az çöp çıkartarak yaşamanın yollarını aramaya başladım. Makul pek çok yöntem de buluyorum üstelik. Bunları da tecrübe ettikçe sizlerle paylaşmaya çalışacağım. 

Tüm bu etkenlerin tetiklemesiyle sadeleşme serüvenim de başlamış oldu. İlk araştırmalarım neticesinde karşılaştığım örnekler sadeleşme sürecimi zorlaştırdı diyebilirim. Bunlar maksimum 100 parça eşya ile ve tabir-i caizse kabak gibi evlerde yaşayan insanlardı. Eşya ile aramda zayıflayan bağ birden bire güçlendi. Yazıları okudukça, gözümün önünden Şirinler koleksiyonumun falan geçtiğini, içimi bir hüzün kapladığını belirtmeliyim :) Ama ama benim başka koleksiyonlarım da vardı. Hem onlarca hobi malzemem vardı. Hepsinden bir anda nasıl vazgeçebilirdim? Neyse ki bu noktada aklı selim minimalistler imdadıma yetişti. Minimalizm "Sevdiğin şeylerden vazgeçmek değil, aksine sana kendini iyi hissettirmeyen fazlalıklardan kurtularak daha işlevsel bir yaşamın kapılarını aralamak"tı. Ya da ben payıma bunu almayı uygun gördüm :) Velhasıl başarı oranım yüzde kaç olursa olsun, toplayıcılık özünde olan bir hobici olarak bu yolda olma düşüncesi bile beni fazlasıyla motive ediyor. 

Sadeleşme üzerine tecrübe ettiğim yöntemleri zaman zaman blogumda paylaşmaya devam edeceğim. Ben de bir yerden başlamak istiyorum diyorsanız, aşağıda hazırladığım mini başlangıç listesi aslında ne kadar gereksiz şeyi kendinize yük ettiğinizi anlamanıza yardımcı olabilir:

1- Her yere sokuşturulan poşetler
Evdeki tüm poşetleri bir araya getirmek hem pratik olacak hem de dünyayı ne kadar poşetlediğimizi  görmemize ve tüketim oranımızı görmemize imkan sağlayacak.
2- İndirim imkanı sağlayan mağaza üyelik kartları
Cüzdandan çıkartmakta fayda var. Zaten kasada belirtiğiniz takdirde her mağaza telefon numarasından üyeliğinizi teyit edebiliyor.
3- Fişler ve faturalar
4- Hangi dilde bile olduğunu bile çözemediğiniz ürün kullanma kılavuzları
Çamaşır makinesi kullanım kılavuzunu Fransızca okumak gibi bir hobiniz yoksa atın gitsin.
5- Broşür/dergi ve gazeteler
6- Sizin ya da çocuğunuzun önceki senelere ait ders kitapları
7- Miadı dolmuş garanti belgeleri
8- Dağınık vaziyette duran yemek tarifleri
9- Müsvedde kağıtlar
10- İçinde rahat edemediğiniz halde sakladığınız ayakkabılar
11- Bir türlü içinizin ısınmadığı, sırf hediye olduğu için manevi değer biçtiğiniz objeler
12- Teknik servise götürülmek üzere yıllardır bir köşede bekleyen küçük ev aletleri
13- Temizlik yaparken ya da evde yayılırken kullanılmak üzere ayrılmış, diz yapmış onlarca alt eşofman
14- Miadı dolmuş ilaçlar ve kozmetik ürünleri
15- Ev halkının son temiz bardak olarak kalsa ancak yüz vereceği bardak rafınızın en arkasının müdavimi olan o hantal bardak/kupa
16- Bir gazetenin verdiği yemek kitabı yahut bir derginin hediyesi olan kişisel gelişim kitabı
İtiraf edin ne o kitaptan yemek yapmak aklınıza geldi ne de "etkili liderlik"e merak sardınız.
17- Banyo rafınızın olmazsa olmazı, evdeki kimsenin kullanmadığı o şampuan/duş jeli
18- Yıllardır mutfak çekmecenizi bekleyen cefakar toz içecekler

Peki, siz hangilerinden kurtulmaya karar verdiniz? Benimle muhakkak paylaşın :) 
Devamını oku..