Modern Zamanların Sığınağı: "Bloglar"

sığınak

Bloglarla tanışmam, geri dönüşüm projelerine merak salmamla oldu. Uzun bir beraberliğin son demlerinin yaşandığı, "Tamam mı? Devam mı?" çıkmazına sürüklendiğim günlerde bir de üstüne hukuk fakültesi 4. sınıf derslerinin dayanılmaz ağırlığı eklenince istemsiz bir şekilde yeni ilgi alanları arayışına girdiğimi fark ettim. Aslında çocukluğumdan beri el işlerine hep merak duyardım ancak daha önce bu kadar sistemli bir şekilde ilgilenme fırsatım olmamıştı. Belki de bunu fırsat olarak ifade etmek pek doğru olmayabilir. Zira içinde bulunduğum dönem, bir hobiyle uğraşmaya fırsat bulmak şöyle dursun, başımı kaşımaya vakit bulamadığım sıkışık bir dönemdi. O yüzden bu aslında bir kaçıştı. Vücudun mevcut stres faktörleri karşısında bir nevi kendini savunma mekanizmasını devreye sokmasıydı. Şalterleri indirmek, kepenkleri kapatıp gitmekti. Adına ne derseniz işte. Okulu bitirme telaşı, 3 yıldır rayına oturtulamamış bir ilişki, hiçbir zaman arkadaşın olabilmeyi başaramamış bir erkek arkadaş, her tartışma ve akabinde yaşanan moral bozukluğu sonucu açıklama yapma zorunluluğu duyulan bir aile, neticede kime şirin görüneceğini şaşırırken maymun olan bir kız çocuğu işte... Her neyse. Bu yazının konusu benim bin yıllık hayal kırıklıklarım değil. Ancak, çıkış noktamı açıklamamda yardımcı olduğunu düşünüyorum. Velhasıl, kendim dahil, içinden çıkamadığım her ne varsa onlardan kaçma çabasındayken karşılaştım ben bloglarla. Yolum muhtemelen çok kere düşmüştür daha önce ancak adının blog olduğundan, buranın nevi şahsına münhasır bir sanal camia olduğundan haberdar olmam 2012 yılının Kasım ayına denk düşer.

O sıralar işimi gücümü bırakıp blog keşfetmeye koyuldum. Vizeler biter bitmez de yapmak istediğim hobi çalışmaları için malzeme teminine giriştim. Birkaç geri dönüşüm çalışması yapmış ve inanılmaz keyif almıştım. Artık benim için terapinin iki adı vardı: Hobi ve blog. Öyle ki, okulu bitirir bitirmez en çok yapmayı istediğim şey -bunu tereddüt etmeden söyleyebilirim- bir hobi blogu açmaktı. Öyle de yaptım. 13 Ağustos 2013 tarihinde ilk blogumla blog camiasına adımımı attım. Girişimci ruhumu her zaman destekleyen (!) sevgili erkek arkadaşımın katkılarıyla birkaç yayının ardından o açmayı çok istediğim blogumu kapatmak zorunda kaldım. 2013 yılının Aralık ayının sonlarına doğru -artık kendisini çok takmıyor olacağım ki- ikinci blogumu açtım. O güne kadar yapmak isteyip de yapamadığım şeylerin acısını çıkarırcasına daha bir iştiyakle sarıldım bloguma. Deli gibi hobi çalışması yapıyor, bir taraftan da bilinen bir hobi blogu olma yönünde inanılmaz bir çaba sarfediyordum. Yazmanın mucizevi etkisini keşfetmemle birlikte kişisel yazılar da paylaşmaya başladım. Ancak, KPSS'nin yaklaşmışlığını bahane ederek 5 aylık bir deneyimin ardından blogumu kapatım.

Hiçbir sıkıntı baki değildir. E, KPSS de geçti, kaldık mı el elde baş başta. Blogumu kapatmanın pişmanlığıyla 3 Ağustos 2014'te yeni bir blog açtım. Bu sefer hobi blogu olma gibi bir gayem yoktu. Kişisel yazılara da ağırlık vermiştim ki bir yazımda kalemine çok güvendiğim Sevgili Söz Sanatı'nın "İçindeki yazarı özgür bırakmışsın" yorumuyla daha bir şevkle yazmaya başladım. İlk okuduğum andan itibaren beni yazının içine çeken, yazılarına yorum yazmak istediğimde yazıya değer kelime bulma arayışına girdiğim, üstelik de beğenmediği bir yazıya sırf yazarın gönlünü hoş tutmak için övgüde bulunmayacağını bildiğim karaktere sahip bir arkadaşımdan bunu duymak benim için elbette önemliydi. Yanlış anlaşılmasın, yazılarımın sanatsal bir değer taşıdığına ilişkin bir iddiam yok. O gün bu gündür ne kadar ilerleme kaydedebildim onu da bilmiyorum. Ama yazmayı çok sevdiğim ve farklı türlerde de geliştirmek istediğim konusunda hiç şüphem yok. Ve bu farkındalığı oluşturduğu için Söz Sanatı'na bir kez daha teşekkür etmek istiyorum :)

Üçüncü blogumda gerçek anlamda bloggerlığı tattığımı söyleyebilirim. Çekilişler, hediyeleşme etkinlikleri, konuk yazar almak, başka bir sitede yazarlık yapmak ve ürün tanıtımı yapmak gibi aktif bir blogger olmak adına ne varsa yaptım. Üstelik pek çok blogger arkadaşımla ilişkilerimi gerçek hayata taşımayı da başardım. Ama ne olduysa oldu, yaklaşan yeni bir sınav dönemi ve duygusal hezeyanlar beni Nisan 2015'te blogumdan koparmayı başardı.

İnsan yazmaya alışmaya görsün, inanın yazmadan duramıyor. Çok geçmeden Haziran 2015'te "Heybemdeki Huzur"la aranıza yeniden döndüm. O gün bu gündür de burada yazmaya devam ediyorum. İşte çalkantılı blog serüvenim bundan ibaret :) Gönül isterdi ki bu sene ilk blogumun 3. senesini kutlayalım birlikte. Nasip işte... İnsan verdiği kararlardan pişmanlık duysa da aynı hataya defalarca düşebiliyormuş meğer. Ama yok... Bu sefer blogumdan ayrılmaya hiç niyetim yok. Bu blog benim hayatımın izdüşümü. Bu güne kadar birçok blog kapatmamın nedeni aslında yazdığım şeyleri yok saymaya çalışmaktı. Ben sildim diye havada asılı kalan cümlelerim yok olmadı, geçmiş değişmedi, hırsımı bloglarımdan aldım diye başım da göğe ermedi. Bırakın blogumu kapatmayı bir tek yazımı dahi silmek istemiyorum artık. Beni ben yapan her şey bu blogda. Yaşadıklarımı yazmaya, yazdıkça rahatlamaya devam edeceğim. Velhasıl kendi sığınağımı kendi ellerimle yıkmayacağım bir daha.

Bu güne kadar iyi bir blogger olmak adına nelere dikkat etmemiz, nelerden kaçınmamız gerektiği namına ne varsa söylendi sanıyorum. Benim söyleyeceklerim Alexa değerleri, şablon tasarımı, blogdan nasıl para kazanılacağı ile ilgili değil. Bunları ehline bırakmak lazım. Benim tavsiyelerim farklı bir perspektifte olacak.

* Başlıkta da bahsettiğim gibi bloglar bizim modern sığınaklarımız, hayatın karmaşasına yenik düşmemek, toza dumana bulanmış bu kirli dünyada kaybolmamak için soluklandığımız alanlarımız. Hem bize benzeyen hem de bir o kadar yabancı onlarca insana açtığımız modern günlüklerimiz. Kilitli çekmecelerde saklanacak kadar mahrem, dünyaya haykırılacak kadar derin yaralarımızın zabıt varakaları... Bu nedenle sanal arkadaşlığı, reele taşımak istemeyen bloggerlara cephe almayın, gönül koymayın. İletişime geçmek konusunda ısrarcı olmayın. Demem o ki insanların sığınağını bombardıman altında bırakmayın. Bırakın sevdiğiniz cümlelerin öznesi gizli kalsın.

* Gerek gerçek hayatta bir tanıdığı olun gerek de blog arkadaşı, kimseyi -o bunu istemedikçe-  blogunda yazdıklarından ötürü bire bir sorguya çekmeyin. Yalnızca yazının altında düşüncelerinizi yorum olarak bırakmakla yetinin. O, bunları yazmak yerine birileriyle yüz yüze konuşmayı tercih etseydi emin olun bunu yapardı zaten.

* Her nasılsa blog yazdığını öğrendiğiniz insanları -o direkt paylaşmak istemedikçe- "Aa blogunun adresini versene. Biz de okuyalım" diyerek zor duruda bırakmayın. Çok olsa 3 kez okuyacağınız blog için insanları huzursuz ederek onların yazma özgürlüğünü ellerinden almayın. Kendi öğrendiği yetmezmiş gibi bir de başkalarına duyuranlar var ki aklınızı oynatırsınız...

* Bir blogu sevebilirsiniz, o bloggerın da sizin blogunuzdan haberdar olmasını isteyebilirsiniz ancak Ümmet-i Muhammed aşkına onu "size de" beklemeyin. Blog keşif etkinlikleri ile takipçi sayınızda yaşanan artış ilk başlarda sizi mutlu etse de minnet duygusuyla takibe aldığınız, tarzınız olmayan onlarca blogu yayın listenizde görmek emin olun sonradan canınızı çok sıkacaktır. Blog keşif etkinliklerinin ilk dönemlerinde gaza gelip bu yorumu bıraktığım kim varsa cemaat-i blog huzurunda haklarını helal etsinler lütfen :)

* Ve son olarak, bloggerlığı okuyucudan herhangi bir beklentiniz olmadan yapın, mütekabiliyet esasıyla hareket etmeyin. Bir blogu seviyor ve yazarın tarzını beğeniyorsanız yorumlarınızla, diğer sosyal ağlardaki paylaşımlarınızla o blogu destekleyin. Yorum yahut tanıtım beklentisiyle blog okurluğu yapmayın. Blog okur-yazarlığını daha profesyonel saiklerle, insanların hayatına bir yerlerden dokunma gayesiyle yaptığımız takdirde bloglarımızın diğer sosyal ağlara yenik düşmeyeceğine inanıyorum.

E o kadar eteğimdeki taşı döktüm. İğneyi kendime batırmazsam olmaz değil mi? :)

* Mevcut çekilişim sona erdiğinde blogumda yeni bir çekiliş düzenlemeyi düşünmüyorum. Takipçi sayımın artması bu gibi etkinliklere değil, yazılarımın kalitesine bağlı olmalı.

* Mutluluk Postası Hediyeleşme Etkinliklerim çok sevildi. Ancak, blogumda artık bu gibi hediyeleşme etkinlikleri düzenlemeyi yahut mevcut bir hediyeleşme etkinliğine katılmayı düşünmüyorum. Biliyorsunuz ki hediye paketlemeyi, çevremdekilere küçük sürprizler yaşatmayı çok seviyorum. Artık bunu sadece bir süreye, bir kurala bağlı olmadan içimden geldiği, karşılıklı bir beklentinin olmadığını bildiğim zamanlarda yapmak istiyorum. Bu noktada da anlayışınıza sığınıyorum.

* Yeni bir bahar temizliği yaptım ve bana hitap etmeyen, hatır için takibe aldığım blogları okuma listemden gizledim.Takibe devam ediyorum lakin artık sadece bana bir şeyler katan, ilgi alanlarıma yönelik blogları takip etmek istiyorum. Hatır için istemediğimiz o kadar çok şey yapıyoruz ki günlük hayatta, burada da kendimiz gibi davranamayacaksak şahsım adına gidebileceğim başka bir mecra kalmadığını söyleyebilirim.

* Eski blogum döneminde belirtmiştim haberdar olmayan arkadaşlar için bir kez de buradan belirteyim; mimleri cevaplamıyorum arkadaşlar. Sipariş üzerine yazı yazmak bana göre değil. İtiraf etmeliyim ki "mimlenme" ifadesi de bana pek hoş gelmiyor.

* Son olarak "Haftanın Blogu" etkinliğine de katılmayacağımı belirteyim. Zira, "Blog Rehberi" ile blogumda pek çok blogun tanıtımını yaptığım için blog alemine karşı vefa borcumu yerine getirdiğime inanıyorum :) Ayrıca, ayda ortalama 5-6 yazı yazabiliyorken 4 yazıyı blog tanıtımına ayırmak bana pek mantıklı gelmiyor.

Bu ne sivri dilli kız diyebilirsiniz... Belki öyleyim belki de değilim. Ama şundan eminim ki "cici blogger" olmaktansa düşüncelerimi açık yüreklilikle belirtmeyi tercih ederim. "Benim blogum O la la! Diğerleri tü kaka" gibi bir kibre sahip olduğum şeklinde de anlaşılmasın. Dedim ya, düşüncelerimi özgürce belirteceğim ortam itibariyle pek bir seçeneğim kalmadı. İç dökmelerim, anı koleksiyonlarım, okuma notlarım, kırtasiye malzemelerim, hobilerim ve kendimi geliştimek adına yazmayı planladığım edebi türler yahut toplumsal farkındalık oluşturmaya katkı sağlayacak yazılarımla bloggerlık serüvenim devam edecek. Belki her zaman huzur bulamazsınız burada ama huzuru arayan bir kızın bu idealine ulaşma yolunda ona yol arkadaşı olmak isterseniz "Heybemdeki Huzur"un kapısı size her zaman açık. Sevgilerimle...




Devamını oku..

Hatıra Kumbaram #6

Birçok hatıra yazısı birikti son zamanlarda. Bu gün hepsini birden atalım kumbaramıza diyorum :) En yeni olandan başlayalım :

1- Yeni Logom ve Ayraçlarım

Blogu açtığımdan beri aklımda; kolunda çanta, çantasının içinde kitaplar ve lavanta dalları olan tesettürlü bir kız çizimi vardı. Böyle bir header düşünmüş ancak çizim yaparak header oluşturan bir tasarımcı bulamamıştım. Sevgili Fatofotofan'la geç tanıştık. Meğer, o çizim üzerine header tasarlayabiliyormuş :) Şu anki şablonumu çok sevdiğimden sadece beni yansıtan bir logo olması kafi dedim. Fatmacığım fotoğrafımdan yararlanarak bu logoyu tasarladı. Biraz ince eleyip sık dokuyarak onu yormuş olabilirim ama sonuçta çok çok içime sinen bir logom oldu. Fatma, istediğim ekleme/çıkarmaları büyük bir sabırla yaptı sağ olsun. Ama siz yine de onu fazla sıkmayın. Çünkü o gerçek bir sanatçı ;) Allah nazardan saklasın gerçekten çok yetenekli bir hatun.
heybemdeki huzur logo
Bunlar da ayraçlarım :)

Paketleri için bile ince ince uğraşmış Ne büyük zariflik :)



Baskılarını da çok beğendim. Benim için güzel bir anı oldu. Whatsapp profil resmi yapmıştım bu logoyu. Annem diyor ki Esra bu kız aynı sana benziyor. E benim zaten anne :-D 
Fatmacığım'a tekrar çok teşekkür ediyorum. Siz de böyle eşi benzeri olmayan bir logonuz olsun isterseniz bu yetenekli hatuna buradan ulaşabilirsiniz.

2- 2K Kitap Kardeşliği Hediyeleri

Sevgili Neşeli Kitap Vagonu bir kitap takası etkinliği başlattı. Biz de bu etkinlik kapsamında Zehra Abla'yla kitaplarımızı takas ettik. 



Ama Zehra Abla sadece kitap göndermekle kalmamış, benim sevinçten çıldıracağımı düşündüğü harika parçalar eklemiş pakete. Nasıl mutlu oldum anlatamam. O minnak defter, o cici mandallar... Of of :) Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Beni her zaman bir abla sıcaklığıyla kucaklayan yorumları en güzel hediye zaten :)
3- 5. Hobisever Etkinliği Hediyeleri

O Bir Anne Blogu'nun sahibesi Sevgili Müge Hanım yalnızca el emeği hediyelerin gönderilebildiği hobisever etkinliğinin bu yıl 5.'sini düzenledi. Ben de yıllardır uzaktan takip eder dururdum bu etkinliği. Ancak vakit darlığından katılamazdım. Bu sene tekrar başladığını duyunca kendisinin ince davetiyle katıldım hemen. Şans bu ya etkinlik sahibi Müge Hanım'la eşleştik :) Buram buram el emeği kokan güzel bir paket hazırlamış bana Müge Hanım. Ellerine, emeklerine sağlık. Kendisine tekrar teşekkür ediyorum. Severek kullanacağım hepsini :)



4- Kaplumbağa Kitap Kulübü Çekilişi

Sevgili ablam Z. Hanım ve 3 güzel arkadaşı Kaplumbağa Kitap Kulübü adıyla bir kitap okuma grubu oluşturdular. Her ay 2 kitap okuyor ve bir araya gelip kitaplar üzerine paylaşımlarda bulunuyorlar. Ben de Ankara'da toplantılarını yapacakları günleri iple çekiyorum. Olmadı ben onlara giderim belli mi olur :) İşte bu adı kaplumbağa ama vızır vızır çalışkan 4 hatunun oluşturduğu okuma grubunun Instagram sayfasında güzel bir çekiliş düzenlendi. Bu güzellikler de benim nasibime düştü :)

Paketlemeler de ne kadar zarif değil mi? :)



Keselerine bereket diyor, uzun ömürlü bir oluşum olmasını temenni ediyorum. Allah emeklerini boşa çıkarmasın bu iyi yürekli insanların :)
Kapınızdan mutluluk postaları, hayatınızdan güzel insanlar hiç eksik olmasın :)




Devamını oku..

Kırtasiye: Led Işıklı Okuma Gözlüğü

Merhabalar,
Bir kırtasiye canavarı olarak yeni, renkli bir köşeyle karşınızdayım. Bundan böyle her hafta salı günleri elimdeki ilginç, kullanışlı yahut blogumda anı olarak saklamaya değer bulduğum kırtasiye ürünlerini sizlere tanıtacağım. Blogumun header'inde kırtasiye köşesi bulunmadığından ve blog temamı çok sevdiğim için yakın bir tarihte değiştirmeyi düşünmediğimden header'deki "Bir Fikir" kategorisini kırtasiye ürünlerime özgülüyorum. Bundan böyle "Bir Fikir" kategorisinden tanıttığım kırtasiye ürünlerine ulaşabileceksiniz.

Gelelim kırtasiye köşemdeki ilk misafire...

LED IŞIKLI OKUMA GÖZLÜĞÜ

Led ışıklı okuma gözlüğü benim uzun süredir aradığım bir üründü. İlk olarak D&R'ın online satış sitesinde 40 tl gibi bir fiyata satıldığını görmüş ancak daha sonra üzülerek satıştan kaldırıldığına şahit olmuştum. Aradan uzun bir süre geçmiş ve ben artık bu sevdadan vazgeçmişken bir kırtasiyenin kasasında rastladım kendisine :) Hemen de aldım tabii ki. Fiyatı ise gayet uygun; 10 tl. Ben Kızılay'daki Galeri Ekin Kırtasiye'den almıştım. Ancak, 10. Ankara Kitap Kitap Fuarı'nda pek çok standda bu gözlüklere rastladım. Sanıyorum, artık pek çok kırtasiyeden temin etmeniz mümkün.

Peki, neden led ışıklı okuma gözlüğü? 

MANDALLI OKUMA LAMBASI
MANDALLI OKUMA LAMBASI

Siz de benim gibi geceleri kitap okumayı seviyor ancak lambayı kapatamadan yatakta uyuyakalıyorsanız tam arayıp da bulamadığınız bir ürün bu :) Diğer portatif okuma lambalarına göre de oldukça kullanışlı. Çünkü bu güne kadar pek çok mandallı okuma lambası kullandım ve her sayfada lambanın yerini değiştirme düşüncesi, gecenin bir vakti zaten uykuya yenik düşme potansiyeli olan zatımdan okuma şevkini alıp götürdü diyebilirim. Sayfayı yeterince aydınlatmaması da cabası. Okuma gözlüğüyle ise siz nereye bakarsanız ışık orada bu harika değil mi? :):) Tamam, takınca birazcık Uzaylı Zekiye'ye benzeyeceğinizi de itiraf etmeliyim. Bu yüzden şebeklik yapmak için de ideal :)

PELUŞ KUZU

Sağında ve solunda bulunan lambaları, istediğiniz aydınlık derecesine göre tek tek de kullanabiliyorsunuz. Pilinin ne kadar dayandığına dair bir bilgim yok. Ancak, bittiğinde değiştirme imkanınız var. Ve en çok merak edilenlerden biri de gözlük camının olup olmaması. Hayır, tabii ki yok arkadaşlar :) 

LED IŞIKLI OKUMA GÖZLÜĞÜ

Umarım kullanmayı düşünenler yahut böyle bir üründen haberdar olmayanlar için açıklayıcı bir yazı olmuştur. Bol kırtasiyeli günleriniz olsun, sevgiler :)


Devamını oku..

Mucize - R.J. Palacio


Mucize
Mucize / R.J. Palacio
Pegasus Yayıncılık

Mucize, 10 yaşında sıradan bir çocuk olan August'un yüzündeki şekil bozukluğu nedeniyle çevresi tarafından sıradan bir çocuk olmasına izin verilmeyişinin hikayesini anlatıyor. Kitapta, August nam-ı diğer Auggie'nin okula adaptasyon süreci onun ve Via, Jack, Justin, Miranda, Summer adlı 5 çocuk/gencin ağzından anlatılıyor. Anlatıcı sayısının fazla olmasına rağmen kitap akıcılığından hiçbir şey kaybetmemiş. 

Mucize esasen bir çocuk kitabı. Ancak, empati yeteneğini geliştirmek, körelen merhamet duygusunu tazelemek isteyen herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Auggie'yi, onun kendiyle barışık halini seveceksiniz. Gerçekleştirdiği mucizesine hayran kalacaksınız. Kitapta kimi zaman buruklaşacaksınız ama çoğunlukla sıcacık gülümseyeceğinizi garanti edebilirim :)
Devamını oku..

FatoFotoFan'dan Kişiye Özel Logo Çekilişi!


Sevgili FatoFotoFan şanslı 1 takipçisi için logo tasarlayacak. Katılmak için buraya lütfen :)
Son katılım tarihi: 20 Şubat 2016 

Devamını oku..

Kaçamak Kitap Alışverişlerim

Size şu yazımda kitap orucunda olduğumdan, elimdeki kitapları bitirmeden 2016'da hiç kitap almayacağımdan mı bahsetmiştim? O zaman buyurun, bakın bakalım ne yapmış bu çok kararlı(!) arkadaşınız...
10. Ankara Kitap Fuarı'ndan aldıklarım;

*Mucize/ R.J.Palacio
*Bir Artı Bir/ Jojo Moyes
*Felsefenin Kısa Tarihi/ Nigel Warburton
*Komünist Manifesto/ Karl Marx - Friedrich Engels
*Üç Tarz-ı Siyaset/ Yusuf Akçura
Devamını oku..

Kalp Yalnızca İçeriden Açılan Bir Kapıdır / Jan - Philipp Sendker

Kalp Yalnızca İçeriden Açılan Bir Kapıdır
Kalp Yalnızca İçeriden Açılan Bir Kapıdır / Jan - Philipp Sendker
Koridor Yayıncılık
"Seviliyor muydum? Annem tarafından elbette. Kendince. Kardeşim tarafından? Emin değilim. Amy tarafından? İki kişi. İki farklı sevgi. Aklıma başka kimse gelmedi. Bu yeterli miydi? Ne için? Mutlu olmak için kaç kişi tarafından sevilmeliydik? İki? Beş? On? Ya da belki de sadece bir? Bize ilham veren kişi tarafından. Korkularımızı alıp götüren, varlığımıza anlam fısıldayan biri tarafından. Benim için öyle biri yoktu." Kitabın ismi kadar, iç kapağındaki bu cümleler de onu almamı sağladı diyebilirim. İlk başlarda şizofreni belirtileri gösteren bir avukatın hayatını okuduğunuz izlenimi uyandırsa da Budist kültüründen taşıdığı ögelerle çok geçmeden sizi çok farklı bir hikayeye sürüklüyor. Hatta öyle ki, kötü ruhların karması olma fikri bile size göz kırmaya başlıyor bir süre sonra :-P Savaşın acımasızlığı, bir annenin adalet tanımayan evlat sevgisi, pişmanlıkları, çocuk yüreğinin hassasiyeti... Bu kitabın anahtar kelimeleri belki de. Kitabın akıcılığına rağmen son 20 sayfayı okumakta epey zorlandığımı söylemeliyim. Eğer okumaya karar verir de başlarsanız, kitabın kurgusunun kalitesine göre havada kalan bir son sizi bekliyor olacak. Yine de okunası romanlardan :)

Bu arada okumaya başladıktan sonra fark ettim. Bu bir serinin devamıymış. Serinin ilk kitabının ismi ise "Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler". Ancak, ilk kitaptaki olaylardan ikinci kitapta da bahsedildiği için sadece ikincisini okusanız bile olay örgüsünde bir kopukluk hissetmeyeceksiniz. 

* Neticede sürprizlerden nefret eden bir kadındım. Beklenmedik şeylere tahammülüm yoktu. Plansızlıktan zerre kadar hoşlanmazdım. (Kendimi gördüğümü söylemeliyim. Herkesin mutluluğu için bu durumu yavaş yavaş kırmaya çalışıyorum:)
* Kapalı kapılardan da kilitlerden de nefret ederdi. Kapıları kilitlemeye meyilli insanların aslında kendilerini içeriye hapsettikleri görüşünü ısrarla savunurdu.
* Tüm gerçekler anlaşılmaz. Tüm anlaşılabilir şeyler de gerçek değildir.
* Yaptığımız her şeyin sonuçlarından da biz sorumluyduk. Seçimler de bütünüyle bize aitti. Evet ya da hayır. Hepsi bu.
* Delilikle aramızdaki duvarın kalınlığı ne kadardır? Hiç kimse bu duvarın neden yapıldığını bilmez. Ne kadar baskıya dayanabileceğini de. Hepimiz deliliğin eşiğinde yaşarız. Sadece bir adım uzakta. Küçük bir adım. Bazılarımız bunu hisseder, bazılarımızsa farkına bile varmaz.
* Neden bir kadın çocuksuz bir yaşam istediğini açıklamak zorunda kalır? Hiç kimse bir anneye neden çocuk doğurmayı tercih ettiğini sormaz? (Bu cümle bana daha çok, çocuk sahibi olamayan kadınların üzerindeki toplumsal baskıyı hatırlattı. Ah teyzeler... Her yerdeler)
* Attığımız her adım iz bırakır.
* Otlar, çekiştiriyorsun diye daha hızlı büyüyemezler.
* Düşüncelerin seni ne geleceğe ne de geçmişe taşır.
* Sevenler tehlikelidir. Korku nedir bilmezler. Kendi kurallarına uyarlar.
* Kıyaslama yapabileceğim bir şeyim de yok. İşte mutlu yaşamanın sırrı budur.
* Buda der ki; en büyük armağan sağlıktır. En büyük servet mutluluktur. En yakın dostumuzsa inancımızdır.
* Aşkına filizlenecek bir yer bulamayınca karşısındakini nasıl sevebilirdi ki?
* İnsan mutluluğun değişik şekillerde karşısına çıkabileceğini aklından çıkarmamalıydı.
* Mutluluk tükenebilecek bir şey miydi? Mutluluk, insanlara bazılarının önce bazılarınınsa sonra tadacağı biçimde paylaştırılmış mıydı?
* Başkalarıyla kuşatılmamış bir hayat. Kaybedeceğinden korkacağın kimsenin olmadığı bir hayat.
* Kıyas hoşnutsuzluğun anasıdır.
* Aşkı kendi tasarladığımız şekilde algılarız. Tıpkı sevdiğimiz gibi sevilmek isteriz. Aksi durumlar bizi rahatsız eder.(Son zamanlarda üzerinde en çok düşündüğüm konu. Sevginin değeri ne ile ölçülür? Karşındakinin sevme şeklini kabullenerek mutlu olmaya mı çalışmalı yoksa bizi bizim istediğimiz gibi sevecek birinin gelişini mi beklemeli? Seni mutlu etmeyen bir sevgiyle karşındakini ne kadar mutlu edebilirsin ki? Hayır, hayır. Bu bencillik değil, ukalalık hiç değil.)
* Sadece affedersek özgürleşebiliriz. Ancak affedenler tutsaklıktan kurtulabilirler.
* Sebepsiz mutluluk, mutluluğun en güzeli ve en zor ulaşılanıdır.
* Mutluluk yüreklerimize şöyle bir uğrayan, gelip geçici bir misafirdir. Kalıcı, sadık bir dost değil.
* Bazen elimizin altındakini bulmak için, onu uzaklarda aramamız gerekir.

5 Şubat 2016
14:22
Ankara 

Devamını oku..