Şanzelize Düğün Salonu - Tarık Tufan



Şanzelize Düğün Salonu
Profil Yayıncılık
291 sayfa

Şanzelize Düğün Salonu, Tarık Tufan'ın okuduğum ikinci kitabı. Tarık Tufan'ın olayları ifade ediş tarzını seviyorum. Romanda, "Ben de bu durumu aynen böyle kaleme alırdım" dediğim çok yer oldu yine.

Roman, annesinin ölümünden sonra boşluğa düşen bir üniversite öğrencisinin, şeyh babasının dergahından uzaklaşma sürecini ve tabir-i caizse bu süreçteki tökezlemelerini konu ediniyor. Aşk için kendinden büsbütün vazgeçmiş, hiçbir sebep yokken tüm güvenli limanları bir bir yakan bir adamın hayatına tanıklık ediyorsunuz. Roman, çarpıcı bir şekilde başlıyor, olay örgüsü ilginç bir şekilde devam ediyor ve beklendik bir şekilde sona eriyor. "Kendi benliğinden vazgeçme" olgusu sürekli işlendiğinden olsa gerek, ana karakterin adı romanda hiç geçmiyor. Yahut ben yakalayamadım, emin değilim. Kitabı okuyup da bu gencin ismine rastlayan varsa lütfen benimle paylaşsın :)

Kitabı her ne kadar epeyce merak etmiş olsam da kapağındaki Şahmeran figüründen dolayı uzun süre elime almaya çekindim. Böyle de ödlek bir insan olduğumu blog alemine ifşa etmeden edemedim :) Her neyse, ben romanı beğendim. İlgililerine tavsiyemdir.

Heybeme Kalan Kelimeler


* Annemin benden sonra bir daha çocuk sahibi olamasına ağladım. Rahminden koparken, tırnaklarımla başka bir ceninin daha tutunabileceği duvarları paramparça ettiğim duygusundan hiç kurtulamadım.


* Sabah uzunca bir süredir hiç duymadığım ev sesleriyle uyandım. Mutfaktan gelen sesler. Evde birilerinin sahici hayat sürdüğünü anlatan sesler. İnsanın tek başına yaşarken çıkartamadığı yaşam sesleri. Yalnızlık, insanı ve evi sessizleştiriyor. Hayatı da. Dışarıdan gelen hiçbir gürültünün şiddeti, yalnızlığın uçsuz bucaksız şiddetini bozmaya yetmiyor. Annem benim için mutfaktan gelen tabak çanak sesleridir; mutfaktaki su sesi, pencereyi açma sesi, namaz kılarken duyulan fısıltı sesidir. Ev sesleri annemdir, annem biraz da ev sesleridir.

* Herkes ölenle ölünmez der ama zaten ölenle ölmek herkesin yapabileceği bir şey değil.

* Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir.

* Benlik kalkarsa kötülük de kalkar. Kötülük, gelip de çarpacak bir benlik bulamaz.

6 Aralık 2016
20:02
Küçük Evim, Ankara


Devamını oku..

Takvimler Son Yapraklarını Dökerken #2

Görsel şuradan alıntıdır.

Yine yılın son günleri geldi çattı... "İyi ki"leriyle, "keşke"leriyle bir yılı daha ardımızda bırakmaya hazırlanıyoruz. Ben de bu sebeple geçen sene yazdığım, 2015'in muhasebesi niteliğinde olan "Takvimler Son Yapraklarını Dökerken" adlı yazımı 2016 için yinelemeye karar verdim.

2016 benim için hayal kırıklığı ve kafa karışıklığı ile başladı. Tıpkı bir önceki yıl olduğu gibi :) İki kişi olmaya hazır mıydım? Tekrar biz olabilir miydik? İçimde 2 yıldır büyüttüğüm kinin içinde bir sevgi tekrar yeşerebilir miydi? Kendimi ikna edebilir miydim? Diyelim ettim. Peki, ya ailemi? Başkalarının kaygıları, mutsuzluğu üzerine bir mutluluk inşa edebilir miydim? Derken... Kendimi ballı kahve yaparken buldum :) Anlayacağınız, 27.11.2016 itibariyle ben artık sazlı, sözlü bir kızım. Halk arasında yerleşmiş, sözlülük diye medeni bir statümüzün olması da beni kahretmedi değil. Neyse :)

İşe girdim, giriyorum, gireceğim derken 1 yıl 3 ayını doldurmuş, asaleti tasdik olmuş bir memurum artık. Zaman ne çabuk geçti falan diyemeyeceğim bu sefer. Çalışma hayatının zorlukları bir yana, memuriyet de bir o kadar zor geldi bana. Öyleyse, görevimin avantajları, dezavantajları başka bir yazının konusu olsun deyip 2016 yılına dair hayatımı bir film şeridi gibi gözümün önünden geçirmeye devam ediyorum.

Kızlar ilkokula, İlhan liseye başladı. Bense 25 yaşımı doldurdum bu yıl. Tükettiğim yılları onların okul hayatından daha net takip edebiliyorum. "Hayat yaş aldıkça güzel" diyen Renault'a inat, "Hayat yol aldıkça güzel" diyorum ben. 2016'ya dair tek hedefim olan "Hayatın bana getirdikleriyle/ getirdiklerine rağmen, olaylar karşısında "ben şimdi ne yapacağım?" paniği yaşamadan, hayatı planlarıma uydurmaya çalışmak yerine, akışa direnmeden hayatımı idame ettirebilme yetisini kazanmak" hedefini gerçekleştirmedim bu sene de. Hatta, hayata dair kaygılarımın daha da çok arttığı, olaylar karşısında bulduğum yegane çözümün her şeyden daha da fazla vazgeçmek olduğu bir yıl oldu. 

Koşturmalarımdan mütevellit, blogda fazlaca aktif olamadım bu yıl. Bu yazı ile birlikte yalnızca 51 yazı yayınlayabilmişim. Farklı telaşlarımın olacağını bilsem de 2017'de blogumu daha aktif kullanmayı, yazdığım yazıların biraz daha dışına çıkarak birtakım deneyimlerimi de sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Son olarak 2017'ye ilişkin temenniler, hayaller ve hedeflerime değinecek olursam;

* Tabii ki öncelikle milletimizin ve tüm Müslümanların birlik, beraberlik ve selameti...

* Sağlık ve iç huzuru...

* Daha az tüketmek, daha fazla üretmek ve mümkün olduğunca doğal yaşamak

* Stres ve zaman yönetimini öğrenmek

* Her şeyde olduğu gibi bir okuma rutini oluşturmak

* Spora hayatımda yer vermek

* Yazmayı hayatımın bir parçası haline getirmek

* YDS'den 70'i geçmek :)

* Tezimi bitirmek

* Vee 2016'nın gerçekleştirilemeyen yegane hedefini gerçekleştirmek :)

Geçen seneki kadar eğlenceli bir yazı olmadı, olamadı. Hal-i pürmelalimiz ortada... Coğrafya olarak öyle bir belirsizliğin içindeyiz ki bırakın yıllık planlar yapmayı, yarının ne olacağı kaygısı taşıyoruz. 2017'de, ülkemizi kan gölüne çeviren terör belalarından kurtulabilmekse en büyük dileğim... Daha güzel günlere uyanabilmek temennisiyle... Yeni yılda her şey gönlünüzce olsun ♥











Devamını oku..

Zamane Günlük - 27 Safer 1438



Sen içinde kalan, yarası kapanmayan
Hangi büyük felaketi avuttun bende
Ben, darmadağın dünyalık sızılarımdan
Bir tatlı uyku gibi avundum sende

İkimiz de yorgunuz akıntıya kürekten
Yeni bir liman gerek sığınmaya denizden
İkimiz de bitkiniz simsiyah gecelerden
Bembeyaz sabahlara özlemimiz bu yüzden





27 Kasım 2016

Devamını oku..

Hayatımı Sadeleştirirken...

minimalizm
Görsel internetten alıntıdır.


Moda ise giyiyor, satın alıyor, popülerse dinliyor/izliyor/takip ediyoruz. Farkında olsak da olmasak da aslında çoğunluğun zevki yahut ortak paydası olarak empoze edilen sınırlara tabi olarak yaşıyoruz. Çeşitli sosyal mecraların etkisi ile zirvedeki yerini iyice perçinleyen materyalist anlayışa karşı minimalist yaşam akımı bir başkaldırı niteliğinde. Minimalizmin Türkçesi kısaca "sadeleşmek" iken, anneannecesi ise "karsambaları ortadan kaldırmak" şeklinde tercüme edilebilir. Özünde yatan mantığı "eşyayı azalt, hayata yer aç" şeklinde özetleyebilirim.


Sadeleşme üzerine sanırım yaklaşık 6 aydır kafa yormaya başladım. 1 aydır ise bu tercihimi uygulamaya koymaya çalışıyorum diyebilirim. Hayatımı sadeleştirmem gerektiği yönünde aldığım ilk işaret ise zihnimin sık sık " Fazla eşyalar enerjimi emiyor" sinyalini vermesiydi. Bunun metafiziksel anlamda bir yansıması olsa da hayat pratiği açısından gayet makul bir sonucu vardı. Eşya çok olunca ev çabuk dağılıyor, onları toplamam ve bakımını yapmam için sarf ettiğim efor artıyor, tüm bunları ertelediğimde ise böyle bir ortamda bir işe odaklanmak pek de mümkün olmuyor, bu durum ise yaptığım işten zevk alamamama neden oluyordu. İtiraf etmeliyim ki 1+1 evde yaşayan, bekar bir insan için fazla dağınık bulduğum evim nedeniyle ve artık "eşyaya hizmet etmek" istememe düşüncesi ile harekete geçtim.

Beni bu konuda düşünmeye sevk eden bir diğer olgu ise şüphesiz "ölüm"dü. Kökeni sanıyorum batıl inançlara dayanmakla birlikte, ölenin eşyalarını dağıtmak gibi bir gelenek olduğu malumunuzdur. Sevdiklerimizin hatıra olarak saklayacağı birkaç parça dışında, satın almak için saatlerimizi feda ettiğimiz kıyafetlerimiz, gözümüz gibi baktığımız objelerimiz daha toprağımız kurumadan bir bir yabancılara dağıtılacak. Sahip olmak için bir ömrü heba ettiğimiz ne varsa bizden sonra zaman kaybetmeden yeni sahiplerini bulacak. Eleştirdiğim nokta elbette ihtiyaç sahiplerine az da olsa bir faydamızın dokunması değil. Kefenin cebinin olmadığı gerçeğine bir de minimal yaşam açısından yaklaşmak :)

Sadeleşme üzerine kafa yormama neden olan üçüncü mesele ise belli bir meblağ kazanmak uğruna günümün totalde (hazırlanma, ulaşım, mesai) 11,5 saatini ayırmam ve neticede her ay sonunda "para tren, ben istasyon" paradoksundan kurtulamamamdı :) Lüzumsuz minik harcamalarımın bütçemde yarattığı kelebek etkisini (şu kahverengi, ölümsüz olduğu hissi uyandıran büyük kelebekleri kast ediyorum) kırmam gerektiğini her ay üzülerek idrak etmem de sadeleşmenin benim için ne kadar gerekli olduğunu ortaya koydu.

Ve son merhale: El/ev yapımı tutkum ve geri dönüşümün önemine olan inancım. Zamanın behrinde Bilim Çocuk Dergisi'nde karşılaştığım Eco-School Projesi ne zaman aklıma düşse bana o çocuksu heyecanı yeniden yaşatır. Geri dönüşüm ile tanışmama vesile olan yazıdır kendisi. Fen bilgisi öğretmenime konuyu açmış fakat kolejlerle kapışamayacağımızı düşündüğümüzden olsa gerek beyaz bayrak sevdasından daha yolun başında vazgeçmiştik. Daha sonra yaşadığım yerde belediye tarafından  kısa süreli bir geri dönüştürülebilir atık toplama uygulaması başlamış ancak bu konuya yeterince hassasiyet gösterilmemiş olacak ki bu uygulamadan vazgeçilmişti. Okuduğum lisede atık kağıt kutuları mevcut olsa da üniversitede de bu imkanın bulunmayışı beni geri dönüşüm sevdamdan bir süreliğine uzaklaştırdı. 1 senedir iş yerinde sadece atık kağıtlar için bu hassasiyeti gösterirken, yaklaşık 2 aydır tüm dönüştürülebilir atıklar için aynı hassasiyeti göstermeye başladım. "İş yerine çöplerini taşıyan kız" olarak anılma pahasına... :) Geri dönüşüm zincirine katkı sağlamaktan öte bir adım daha atarak daha az çöp çıkartarak yaşamanın yollarını aramaya başladım. Makul pek çok yöntem de buluyorum üstelik. Bunları da tecrübe ettikçe sizlerle paylaşmaya çalışacağım. 

Tüm bu etkenlerin tetiklemesiyle sadeleşme serüvenim de başlamış oldu. İlk araştırmalarım neticesinde karşılaştığım örnekler sadeleşme sürecimi zorlaştırdı diyebilirim. Bunlar maksimum 100 parça eşya ile ve tabir-i caizse kabak gibi evlerde yaşayan insanlardı. Eşya ile aramda zayıflayan bağ birden bire güçlendi. Yazıları okudukça, gözümün önünden Şirinler koleksiyonumun falan geçtiğini, içimi bir hüzün kapladığını belirtmeliyim :) Ama ama benim başka koleksiyonlarım da vardı. Hem onlarca hobi malzemem vardı. Hepsinden bir anda nasıl vazgeçebilirdim? Neyse ki bu noktada aklı selim minimalistler imdadıma yetişti. Minimalizm "Sevdiğin şeylerden vazgeçmek değil, aksine sana kendini iyi hissettirmeyen fazlalıklardan kurtularak daha işlevsel bir yaşamın kapılarını aralamak"tı. Ya da ben payıma bunu almayı uygun gördüm :) Velhasıl başarı oranım yüzde kaç olursa olsun, toplayıcılık özünde olan bir hobici olarak bu yolda olma düşüncesi bile beni fazlasıyla motive ediyor. 

Sadeleşme üzerine tecrübe ettiğim yöntemleri zaman zaman blogumda paylaşmaya devam edeceğim. Ben de bir yerden başlamak istiyorum diyorsanız, aşağıda hazırladığım mini başlangıç listesi aslında ne kadar gereksiz şeyi kendinize yük ettiğinizi anlamanıza yardımcı olabilir:

1- Her yere sokuşturulan poşetler
Evdeki tüm poşetleri bir araya getirmek hem pratik olacak hem de dünyayı ne kadar poşetlediğimizi  görmemize ve tüketim oranımızı görmemize imkan sağlayacak.
2- İndirim imkanı sağlayan mağaza üyelik kartları
Cüzdandan çıkartmakta fayda var. Zaten kasada belirtiğiniz takdirde her mağaza telefon numarasından üyeliğinizi teyit edebiliyor.
3- Fişler ve faturalar
4- Hangi dilde bile olduğunu bile çözemediğiniz ürün kullanma kılavuzları
Çamaşır makinesi kullanım kılavuzunu Fransızca okumak gibi bir hobiniz yoksa atın gitsin.
5- Broşür/dergi ve gazeteler
6- Sizin ya da çocuğunuzun önceki senelere ait ders kitapları
7- Miadı dolmuş garanti belgeleri
8- Dağınık vaziyette duran yemek tarifleri
9- Müsvedde kağıtlar
10- İçinde rahat edemediğiniz halde sakladığınız ayakkabılar
11- Bir türlü içinizin ısınmadığı, sırf hediye olduğu için manevi değer biçtiğiniz objeler
12- Teknik servise götürülmek üzere yıllardır bir köşede bekleyen küçük ev aletleri
13- Temizlik yaparken ya da evde yayılırken kullanılmak üzere ayrılmış, diz yapmış onlarca alt eşofman
14- Miadı dolmuş ilaçlar ve kozmetik ürünleri
15- Ev halkının son temiz bardak olarak kalsa ancak yüz vereceği bardak rafınızın en arkasının müdavimi olan o hantal bardak/kupa
16- Bir gazetenin verdiği yemek kitabı yahut bir derginin hediyesi olan kişisel gelişim kitabı
İtiraf edin ne o kitaptan yemek yapmak aklınıza geldi ne de "etkili liderlik"e merak sardınız.
17- Banyo rafınızın olmazsa olmazı, evdeki kimsenin kullanmadığı o şampuan/duş jeli
18- Yıllardır mutfak çekmecenizi bekleyen cefakar toz içecekler

Peki, siz hangilerinden kurtulmaya karar verdiniz? Benimle muhakkak paylaşın :) 
Devamını oku..

Kitaplarımı Satıyorum!

Merhabalar,

Uzun süredir hayatımı sadeleştirme üzerine kafa yoruyorum. Bu doğrultuda kitaplığımda da mini bir keşfe çıktım. Okuduğum ve tekrar okumayı düşünmediğim yahut okumadığım, bana hitap etmeyen birçok kitap olduğunu fark ettim. Elimden çıkarmak, uygun fiyatlarla sizlerin beğenisine sunmak istedim.

Kitapların okunma ve fiyat durumuna ilişkin bilgiler aşağıda yer alıyor. Satın almak yahut detaylı bilgi almak için heybemdekihuzur@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz. Kargo alıcı ödemeli olup PTT Kargo'nun kitap kampanyası ile uygun bir miktara gönderilecektir.


1- Şeftali Kokan Bir Yaz/ Jodi Lynn Anderson
(SATILDI)



Kitap hiç okunmamıştır.
Ciltli kapak
Kokulu kitap
Fiyatı: 16 tl



2- Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı/ Kadir Aydemir




Kapağında küçük bir deforme bulunmaktadır.
Orijinal ayracı bulunmaktadır.
Fiyatı: 7.5 tl

3- Bir Yumak Mutluluk /Debbie Macomber

    Bir Dilekle Başladı Her Şey/ Debbie Macomber
    Mucizeler Dükkanına Dönüş/ Debbie Macomber
(SATILDI)




Kitaplar hiç okunmamıştır.
Cep boydur.
Her birinin fiyatı 5 tl'dir.



Devamını oku..

Mutluluğun Pixel Hali: Hama Boncuğu


Merhabalar,
Bu gün hobiseverler için farklı bir materyalden bahsedeceğim. Aslında Türkiye piyasasına gireli yaklaşık 4-5 yıl oluyor. Haberdar olmayanlar için sevdiğim bu ürün hakkında birkaç şey söylemek istedim.


Hama Boncuğu Nedir?


hama boncuğu

Görselden de anlaşılacağı üzere hamaların renkli boncuk makarnaları andırır bir halleri var :) Bilhassa çocukların ince motor gelişimlerine yardımcı olmak üzere mini, midi ve maxi olarak 3 farklı boyda üretilmiş bir çeşit plastik boncuk. Ancak, günümüzde daha ziyade yeni materyal arayışındaki hobicilerin gözdesi durumunda. Mini ve midi boyları yetişkinlere, maxi boyu ise daha çok çocukların kullanımına hitap ediyor denilebilir.


Hama Boncuğu Nasıl Kullanılır?


hama beads

Hama boncukları, plastik boncuk dizme tablaları ile birlikte kullanılmaktadır. Bu tablalara boncuklarla istenilen figür dizilir. Ardından yağlı kağıt olarak ifade edilen pişirme kağıtlarından bir parça, figürün üzerine yerleştirilir.

Kaynak: Ikea
Buharsız konumdaki bir ütü yardımıyla düşük ısıda dairesel hareketler ile boncukların birbirine yapışması sağlanır. Boncuklar, pişirme kağıtlarının altından renkleri değişmiş şekilde görünmeye başlayana kadar bu işleme devam edilir. Ardından pişirme kağıdının bir ucundan tutarak yavaşça figür tabladan ayrılır ve soğumaya bırakılır.


Hama Boncuğu ile Neler Yapılabilir?



Hama boncukları ile magnet, anahtarlık, broş, takı, toka, oyuncak, kalemlik, bardak altlığı, tablo, çeşitli paket süslemeleri kısacası hayal gücünüz doğrultusunda pek çok el yapımı ürün elde etmeniz mümkün.


hama beads



hama beads

Kaynak: Pinterest

Kaynak: Pinterest

Hama Boncuğu Şablonlarına Nereden Ulaşılabilir?


Pinterest'in arama kutucuğuna "hama beads pattern" yahut "perler beads pattern" yazarak pek çok figür şablonuna ulaşmanız mümkün.


Kaynak: Pinterest
Fotoğrafları net olarak çekilmiş figürlere bakarak da çok kolay bir şekilde aynı figürü yapabilirsiniz. Hatta sevdiğiniz çarpı işi modellerini hama boncuğuna da uyarlayabilirsiniz. Teknikler birbirine çok yakın, neden olmasın? :)

Kaynak: Pinterest



Hama Boncuğu Nereden Temin Edilebilir?



Hama boncuğunu IKEA'nın çocuk reyonundan Pyssla Beads adıyla temin etmeniz mümkün. Bir kavanozun içerisinde farklı renklerde 10.000 adet boncuk yer alıyor. Fiyatı ise 24,99 tl. IKEA'da hamaların yalnızca midi boyu yer alıyor. Ben daha fazla renk ve boyut seçeneğine sahip olmak istiyorum derseniz size Kubika Toys'u önerebilirim. Fiyatları IKEA'ya nazaran pahalı olmakla birlikte renk seçeneği ve kalite bakımından sizleri fazlasıyla tatmin edecektir.




Hama boncuğu ile birlikte elbette tablaları da satın almanız gerekiyor. IKEA'dan 4 adet tablaya 5 tl gibi bir rakama sahip olabilirsiniz. Kubika Toys ise tabla seçeneği konusunda yine açık ara önde diyebilirim.



Hama Boncuğu ile Çalışmanın Püf Noktaları



* Ütüyü boncukların üzerinde kararında tutun. Boncukların fazla ısınması onları eriterek formlarını bozacağı gibi tablanızın da erimesine ve bir daha kullanılamaz hale gelmesine sebebiyet verecektir.



* Figürün her iki yüzünü de ütülerseniz daha sağlam bir obje elde etmiş olursunuz. Tabii objenin daha ince olacağını ve pixel görünümünün azalacağını da belirtmekte fayda var.



* Boncuğunuzun boyutuna uygun tabla satın alın.



* Takı ve tablolar için en uygun hama boncuğu mini boyutta olanlarıdır.



* Tablo gibi büyük objelerin yapımı için birbirine geçmeli boncuk tablası kullanmanız işinizi kolaylaştıracaktır. Bu şekilde istediğiniz ebatlarda bir figür elde edebilirsiniz.



* Anahtarlık gibi çabuk deforme olabilecek objelerin arkasına keçe yapıştırarak daha uzun ömürlü olmalarını sağlayabilirsiniz.



* Boncukların üzerine ağırlık koyup soğumaya bırakarak daha düzgün formlu figürler elde edebilirsiniz.



* Eliniz alışana kadar boncukları tablaya dizmek için cımbızdan yararlanabilirsiniz. Cımbız sizi biraz yavaşlatacaktır ancak yanlış dizilen boncuğu tabladan alırken diğer boncukları bozmamak için mutlaka cımbızdan yararlanın.


Benim kendi deneyimlerim sonucu hama boncuğu ile ilgili aktarabileceğim bilgiler bu kadar. Umarım, merak edenler için açıklayıcı bir yazı olmuştur. Sorularınızı yorum olarak bırakabilirsiniz. Herkese bol hobili günler dilerim :)


Devamını oku..

Heybemde Hediye Var! :) (ÇEKİLİŞ KAPANDI)

Merhabalar,
Havaların yavaş yavaş soğumasıyla bloga dönüşler de başladı :) Ben de küçük bir çekilişle bunu taçlandırmak istedim :-P 

Hediyelerim kitaplığımdan iki kitap olacak:

1- Senden Önce Ben/ Jojo Moyes

senden önce ben

2- Bir Artı Bir/ Jojo Moyes
bir artı bir
Ve küçük kırtasiye malzemeleri :)

İşte çam sakızı çoban armağanı hediyelerim bunlar. Çekilişime katılmak için ise yapmanız gereken tek şey "blogumu takip etmek" ve hangi adla takip ettiğinizi mail adresinizle birlikte bu yayının altına yorum olarak bırakmak.

Ben şansımı artırmak istiyorum diyorsanız:
1- Blogumu Google+'dan takip etmek +1 hak
2- Beni twitterdan takip etmek +1 hak
3-  Çekilişi blogunuzda paylaşmak +3 hak
4- Çekilişi twitterda ya da google+'da paylaşmak +2 hak

Ek haklardan yararlanmak için hangi adlarla takip ettiğinizi ve paylaşım linkinizi mutlaka belirtin. Aksi taktirde sadece tespit edebildiğim paylaşımları geçerli sayacağım.

Not: Maalesef yurt dışına gönderim yapamıyorum...

Unutmadan son katılım tarihi: 19 Ekim 2016 (23:59)
Çekilişi kura usulüyle gerçekleştireceğim ve sonuçları 20 Ekim 2016 tarihinde açıklamaya çalışacağım.

Katılımlarınızı bekliyorum. Sevgiler :)

♥♥♥

ÇEKİLİŞ SONUCU (22.10.2016): 

Merhabalar arkadaşlar,
Pek de ilgi çekmeyen minnak çekilişimin sonucunu geç de olsa açıklıyorum.
Hediyelerim "Ben Bugünlerde" adlı arkadaşa gidiyor.
Kendisine 3 içinde ulaşamadığım takdirde hediyelerim ikinci şanslı arkadaşım olan "Sessiz Kaldım" a gidecek.
Katılan kitap severlere çok ama çok teşekkür ediyorum.
Sevgilerimle :)

♥♥♥



Devamını oku..

Eylül Demek Kırtasiye Demek!

Eylül, biz kırtasiyeseverler için en bereketli aydır. Zincir marketlerden bir milyonculara her yer envai çeşit kırtasiye ürünleriyle dolar taşar. Kırtasiyecilerse yeni ürünleri üst üste yığar da yığar. Öğretmen öyle istedi diye illa 72 yaprak alınan harita-metot defterleri, veliler tarafından ellerine tutuşturulan listeyi tamamlamaya çalışan kırtasiyeciler, ihtiyaç dışı ürünlere yapışan çocuklar... Sırf ilkokul günlerine yeniden dönebilmek için bile bu cümbüşe ortak olmaya değer :)

Her sene özellikle eylül ayında ufak da olsa bir kırtasiye alışverişi yapmayı çok seviyorum. Ancak sanırım bu sene biraz abarttım :) D&R, FAbooks, Dost Kitabevi, Ada Kitabevi, BİM, IKEA, English Home, ailemizin alışveriş merkezi "Çarşı Pazarı" derken epeyce bir kırtasiye malzemesi toplamışım :)

Gelin ıvır zıvır kutumu birlikte karıştıralım:

D&R'dan küçük bir kitap ve kırtasiye alışverişi. Kafkaokur'un son sayısının kapak konusu "Küçük Prens". Duymayan kaldı mı bilmiyorum ama ben yine de söyleyeyim :)


Bu sevimli cupcake ise bir kalemtıraş :)



IKEA'dan parlak, folyo kaplamalı not defteri. İngilizce kelime günlüğüm oldu kendileri. Fiyatı: 12.99 tl


FAbooks'un akademik yıl ajandası. Yeni yılı eylülde başlayacak olanlar için :) Eylül 2016-Ağustos 2017'yi kapsıyor. Fiyatı:18 tl (Merak edenler için ayrıntılı bir inceleme yazısı yazmayı düşünüyorum)



Dost Kitabevi'nden iş yerinde kullanmak üzere aldığım not defteri. Çizgili, lastikli, desenleri sıkıcı olmayan ama çocuksu da görünmeyen böyle derli toplu bir deftere ihtiyacım vardı. İş ile ilgili tüm notlarımı burada toplamayı düşünüyorum. Fiyatı: 16 tl



Ada Kitabevi'nden aldığım Faber-Castell kurşun kalemler ve mint yeşili mekanik kurşun kalem seti. Fiyatlarını hatırlayamıyorum.


English Home kırtasiye ürünleri de çıkartmış.Çocukların şaşkın bakışları içerisinde, içlerinden en kullanışlı olanları topladım ben de. İş yerinde kullanmak için makas, çıtçıtlı dosyalar ve desenli selobantlar. Ürünlerin toplam fiyatı: 11 tl


Her ne kadar açıldığı zaman ismini epey dalga konusu yapsam da Çarşı Pazarı bizim semtin IKEA'sı bana göre :) Evimizin ufak tefek her ihtiyacını bulabildiğimiz küçük, şirin bir dükkan :) Kaç tl'ye aldığımı bilemediğim, annemin kurban için leğen alma telaşında olduğu sırada araya sokuşturduğum kalemlerim. Daha önce kullanıp çok memnun kaldığım bir marka. Stabilo Point 88 ile kapışır deyip sizin yorumunuzu bir karşılaştırma yazısına bırakıyorum.


Ve BİM... Bu sene gerçekten ürün çeşidi fazla ve oldukça kaliteliydi. Örneğin, Monami'nin ürünleri dahi vardı. Eee koskoca Monami, bir zamanların zengin çocuk göstergesi ne de olsa :) Elimde koca bir poşet kırtasiye ürünüyle gören babam şaşırmadı bile. Üstelik içinden üç tane de kaplık fışkırıyordu. Çünkü, beni az çok tanıyan herkes elimdeki her malzemeyi amacına uygun kullanmayacağımı bilir :) Velhasıl beni en çok mutlu eden alışveriş BİM alışverişiydi. Aynı alışverişi büyük bir kırtasiyeden yapsam eminim ki bu kadar mutlu olmazdım. Umulmadık yerlerde beni sevindirecek şeyleri bulmak daha cezbedici geliyor :) Ürünlerin toplam fiyatı: 37 tl





Benim fazla fuzuli, bir o kadar gerekli "Okula Dönüş" alışverişim böyleydi. Ama gerçekten dönüyorum bu kez okula :) Her ne kadar 1 ders seçmiş olsam da bu sene yüksek lisansa başlıyorum. Ha tabii 6 ay sürecek olan YDS kursumu da unutmamak gerek. Ve daha da önemlisi ikizler de okula başlıyor bu sene. Allah'ım ne zaman bu kadar büyüdüler... Yoksa ben mi yaşlanıyorum O_o Bir de onlar için alışverişe çıkacağım. Bakalım bizim cadılar için neler bulacağım. Siz neler aldınız? Kırtasiye sezonu bereketli miydi sizin için de ? :)








Devamını oku..

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig



Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig
Almanca Aslından Çeviren: Ahmet Cemal
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
62 sayfa

İntihar ederek yaşamına son veren yazarların eserleri hep ilgimi çekmiştir. Bu durum benim de intihara meyilli olduğum anlamına gelmiyor elbet :) Stefan Zweig'da o yazarlardan biri. Sevgili Poşetciğimin hediyesi olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu okuduğum ilk Zweig eseri oldu. Son da olmayacağa benziyor. Zira, kalemi kuvvetli bir yazarın tek bir kitabı ile yetinmek istemiyor insan haliyle.

Bir kitabı okumadan önce yazarının hayatına bir göz atmanızı tavsiye ederim. Ancak o takdirde yazarın içinde bulunduğu sosyo-politik şartların hikayenin karakterinde vücut bulduğu ayrıntısı yakalanabiliyor. Açıkçası, yazar hakkında böyle bir ön okuma yapmasam, yaşamının akıbetini bilmesem karakter çözümlemesini zihnimde bu kadar iyi yapabilir miydim emin değilim. Çevirmenin sonsözü de Zweig'ın yazım tarzını keşfetme hususunda ciddi bir katkı sağlıyor.

Bu kısa açıklamalardan sonra gelelim kitabın konusuna... Ünlü bir roman yazarı olan R.'ye 41. doğum gününde "Sana, beni asla tanımamış olan sana" hitabıyla isimsiz bir mektup gelir. Mektupta kadın ilk olarak çocuğunun ölümünden bahsetmektedir. Bu büyük yıkım sonrasında ilk ve son kez Bay R.'ye karşı olan hislerinden söz edeceğini söyler ve öyle de yapar. Mektubun devamında kadın, Bay R.'ye olan saplantılı aşkını anlatmaktadır. Evet, kanaatimce tam bir saplantı... Babasını kaybetmiş, 13 yaşında ve yoksulluk içinde yaşayan bir kız çocuğunun apartmanlarına taşınan genç roman yazarına olan gün geçtikçe artan hayranlığı... Zaman içinde çocuksu bir masumiyetten, şiddetli bir tensel yakınlaşma arzusuna evrilen ait olma duygusu... Ve en nihayetinde bir erkeğe ait olmayı 'kutsanma' olarak addeden sapkın bir zihniyet. Bu büyük saplantı uğruna ona göre armağan edilmiş, bana göre heba edilmiş bir hayat. Velhasılı, o günün Avrupa toplumundaki karamsarlığın ve ahlaki çöküşün yansımalarını taşıyan, psikolojik çözümlemelerin ustaca yapıldığı güzel bir kitap. Sıradaki Zweig kitabım Satranç olacak.

Heybeme Kalan Kelimeler

*Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler.

Alıcılarıma Takılanlar

*Marie Antoinette

6 Eylül 2016
16:28
Ankara

Devamını oku..

Bir Artı Bir - Jojo Moyes



Geçen yıl bu zamanlar Jojo Moyes'in "Senden Önce Ben" adlı kitabını okumuş, kahramanları da hikayelerini de çok sevmiştim. Bu sebeple Bir Artı Bir adlı kitabı da tereddüt etmeden satın aldım. Turkuazın hakim olduğu kapak tasarımı beni cezbetti. Tatlı bir aile hikayesi okuyacağım izlenimini uyandırdı. Lakin içerik? Iı ııhh... Kesinlikle sevemedim. 15 Temmuz sonrası geceleri uyuyamama gibi travmatik belirtiler göstermemle başlamıştım bu kitaba. Uzun bir popüler kültür romanı. Vakit geçirmek ve kafa dağıtmak için oldukça iyi bir seçim gibi görünüyordu. Lakin kitaptan bana neler mi kaldı? Bir adam, bir kadın, iki çocuk ve bir köpeğin bitmek bilmeyen araba yolculuğu... Tanzie'nin mide bulantısı, Norman'ın salyaları... Cinsellik üzerine kurgulanmış, temelleri ahlaki yozlaşmaya dayanan bir aşk hikayesi...



Yolcu koltuğundaysam eğer uzun süren araba yolculuklarından gerçekten çok bunalıyorum. Onun etkisi mi yoksa Senden Önce Ben'den sonra kitaptan beklentilerimi çok yüksek seviyede tutmam mı bilinmez, bu kitabı zaman kaybı olarak anımsayacağım kesin. Popüler kültür romanlarına olan tavrım bu kitapla birlikte tamamen katılaştı desem yeridir. Yine de Debbie Macomber, Sarah Jio okuyucularının seveceğini düşünsem de şu yorumdan sonra okuyabilene aşk olsun tabii :) Unutmadan! Kitapta bloggerları minik bir sürpriz bekliyor. Emeğe hürmeten bunu da buraya iliştirelim:)

Heybeme Kalan Kelimeler

*Ancak en mutsuz çocuğun kadar mutlusundur. 

13 Ağustos 2016
13:58
Ankara
Devamını oku..

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git - Susanna Tamaro



yüreğinin götürdüğü yere git
Yüreğinin Götürdüğü Yere Git-Susanna Tamaro
Can Yayınları
149 sayfa
Oldukça aşina olduğumuz bir söz " Yüreğinin götürdüğü yere git". Ne var ki ben birkaç ay öncesine kadar bu adı taşıyan dünyaca ünlü bir romanın varlığından habersizdim. Aslında bir 90'lar çocuğu olarak çok daha evvel tanışmış olmam gerekirdi. Gün geçtikçe daha iyi anlıyorum ki ortaokul dönemimde kitaplar konusunda yeteri kadar yönlendirilmedim ya da her zaman akranlarına örnek öğrenci olarak gösterilen ben, kitaplar konusunda aslında o kadar da hevesli değildim. Sanırım, ikincisi.

Bu küçük muhasebeden sonra biraz da kitabın konusundan bahsedeyim. Kitabı, ergenlik dönemindeki torununun Amerika'ya gitme kararı almasından sonra 80 yaşlarında bir kadın olan Olga'nın onun için tuttuğu bir günlük yahut postalanmamış mektupları olarak özetleyebilirim. Olga yazılarında annesinin, kendinin, kızının ve torununun iç huzursuzluklarının kaynağına iniyor. Yaşamının son demlerinde hayat tecrübelerini, sırlarını ardında söylenmemiş hiç bir kelime bırakmama gayreti ve çok fazla zamanı kalmadığı endişesiyle torununa aktarıyor. Kişisel gelişimden felsefeye, politikadan dine pek çok şeyi bulabileceğiniz bilge bir yaşlının yaşam öyküsünü seveceğinizi düşünüyorum. Unutmadan! Kitabın ilk sayfasında Küçük Prens severleri çok tatlı bir sürpriz bekliyor :)

Heybeme Kalan Kelimeler

*...Öksüz mü? İnsanın ninesi ölünce böyle denir mi? Pek emin değilim. Belki de nineler ve dedeler, kayıpları adlandırmaya değmeyecek aksesuarlar olarak görülüyorlardır. İnsan dedesinden ve ninesinden, ne öksüz ne yetim ne de dul kalır. Onları uzun yolun bir yerinde doğallıkla, dalgınlıkla, sanki bir şemsiye unutur gibi bırakırız.

* Ölüler yokluklarıyla değil de onlarla bizim aramızda söylenmeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl.

* Herkes en iyi tanıdığı dünyadan esinlenir.

* İç dünyam düzenli değildi, bu yüzden içimde kaynayan karışıklığı dış dünyaada görmek beni rahatsız ediyordu.

* Mutsuzluk genel olarak dişi çizgiyi izler. Bazı kalıtsal anormaliler gibi anadan kız evlada geçer. Geçerken de zayıflayacağına daha yoğun, daha kalıcı ve daha derin olur.

* Sevgiye tembellik yakışmaz. , onu dolu dolu yaşamak için kararlı ve güçlü devinimler gereklidir.

* Güçlü olabilmek için insanın kendini sevmesi gerekir; kendini sevebilmek için de insan, kendini derinlemesine tanımalı, kendi hakkında her şeyi, en gizli, kabullenmesi en zor şeyleri bilmelidir.

* Bir insanı yargılamadan önce gökte üç ay eskiyinceye dek onun makosenlerinde yürü - Kızılderili Atasözü

Alıcılarıma Takılanlar




30 Ağustos 2016
12:05
Ankara
Devamını oku..

-Miat-



Yazma isteğimi de yetimi de yavaş yavaş kaybediyorum.
Anlıyorum ki blog benim için miadını doldurmuştur artık...
Bu güne dek beni okuyan, yorumlayan, "bi ses" veren herkese çok teşekkür ederim.
Heybemdeki Huzur'u güzel hatırlayın :)
Hoşça kalın.

24.08.2016
Devamını oku..

Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı - Kadir Aydemir


Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı / Kadir AYDEMİR
Yitik Ülke Yayınları
263 sayfa
İsmi ilgimi çeken bu kitapla tanışmam Sevgili Kozmo Kitap ile yaptığımız kitap değiş tokuşu sayesinde oldu. Yer yer obsesyon derecesinde oldukça tuhaf alışkanlığı olan biri için okuması riskli bir kitaptı diyebilirim. Zira takıntılarıma yenileri eklenebilirdi :) Kitap, adından anlaşılacağı üzere birçok farklı meslek grubundan insanın onlarca tuhaf alışkanlığına yer veriyor. Hepsi 1, 1 buçuk sayfayı geçmeyen kısa hikayeler. Dikkat gerektirmeyen, çerezlik yaz kitaplarından. Okumak isteyenler yorum bırakırsa takas yapabiliriz ;)

Heybeme Kalan Kelimeler...

*Yetişkinliğe doğru adım attıkça, bir yandan toplumsal koşulları kendimiz için elverişli hale getirme savaşı verirken, bir yandan da fark etmeksizin o koşullara esir olur gideriz. Kazandığımız tüm alışkanlıklar; içinde dolaşıp durmayı tercih ettiğimiz ama sadece bize ait birer hapishane gibi...


*İnsanoğlu belirsizlikten öyle nefret eder ki; Tanrı'yı dinlerin, aşkı kalbinin, düşünceyi beyninin içine sığdırır. İnsanın sınırlara ihtiyacı vardır.


*Neden aşık olurum? Yalnızlığımı alır çünkü tek başına gecelerde. O bilmese de gölgesi bana gelmiştir. Gölgesiz kılarım aşık olduğum kişiyi. Tutsak ederim gölgesini. Fark ettiğinde aşık olduğum, gölgesizliğini aramaya başladığında kırıntılar atarım toprağa ki takip edip beni bulsun.

  Farkına varmazsa gölgesizliğinin, salarım gölgeyi ışığa, yok olur.


*Alıştığınız şey her ne ise o da size alışmışsa haliniz harap demektir!


* Herkes hiç olmadıkları yerlere gitmek isterken ben kendime gelsem yeterim.


*Uyku dinlenmek içinse huzurludur, diğer türlüsü yalnızca yaşamı acımasızlığını kaçıştırır.


* Alışkanlıklar daima korkutur beni. Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim.Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır.

Alıcılarıma Takılanlar

*Charlie'nin Çikolata Fabrikası
*Koleksiyoncu - John Fowles
*Tuhaf kelimesi Arapça armağan kelimesinin çoğuluymuş.


3 Temmuz 2016
22:57
Ankara

Devamını oku..

Kartpostallaşma Etkinliği Eşleşmeleri

mektup

Merhaba arkadaşlar,
Dün açıklayacağımı söylemiştim lakin fırsat bulup yazamadım. Bugün de pek vaktim olduğu söylenemez ama madem etkinlik sahibiyiz açıklayacağız mecbur :) Etkinliğe katılıp beni yalnız bırakmayan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor ve eşleşmelere geçiyorum:

* Fatoş Avunduk (gonca4320@gmail.com) - Melek Melek (simlibalon@gmail.com)
* Soslu Badem (soslubadem@gmail.com) - Değmesin Yağlı Boya (degmesinyagliboya@gmail.com)
* Bi Poşet Kitap (bipoşetkitap@gmail.com) - Zehra Karabacak
* Heybemdeki Huzur (heybemdekihuzur@gmail.com) - Rabia Nihal (r.nihall@gmail.com)
* Sessiz Kaldım (sessizkalmak@gmail.com) - Z. Hanım (z.b.hanim@gmail.com)
* Ayşenur Yılmaz - Bize Her Yer Okul (sudagidan@gmail.com)
* Aslıhan T. (asiaslhn65@gmail.com) - Nehri Marifet (nehrimarifet@gmail.com)
* Heybemdeki Huzur - Ayşenur Yılmaz

Kur'adan çıkan sonuç budur vesselam ;) Eşlerinizle bir an evvel irtibata geçip mümkün olan en kısa zamanda kartlarınızı postalayın lütfen. Gidip bir an evvel raporun başına oturmalı.. Kalın sağlıcakla ♥
Devamını oku..

Asr Suresi Tefsiri - Aksekili Ahmed Hamdi

Asr Suresi Tefsiri
Asr Suresi Tefsiri - Aksekili Ahmed Hamdi
DİB Yayınları
131 sayfa

Asr Suresi, İnşirah Suresi'nden sonra en çok sevdiğim ikinci sure olsa gerek. Bu ilahi kelamı hakkıyla anlayabilmek adına 3. Diyanet İşleri Başkanı Ahmed Hamdi Akseki'nin sadeleştirilen tefsirini görür görmez edinmek istedim. Prestij baskı oluşu mana anlamıyla zaten güzel olan kitabı bir de biçimsel bir güzelliğe büründürmüş. Yazarın da ifade ettiği gibi bu eser daha çok vaaz üslubuyla kaleme alınmış. Bu nedenle yer yer tekrara düşülmüş. Ancak, İslam'ın özünü veciz şekilde dile getiren bu surenin emrini hafızamıza nakşedebilmek için kanaatimce ne kadar tekrar edilse az olurdu.

 Asr Suresi Meali
Bilmillahi'r-Rahmani'r-Rahim
1-3 'Asr'a kasem ederim ki, (kuşkusuz) insan muhakkak hüsran ve ziyandadır; ancak iman edip salih ameller işleyen ve birbirlerine hakkı tavsiye eden, birbirlerine sabrı tavsiye eden kimseler ziyanda değildir.

* "Kur'an'dan yalnız bu sure nazil olmuş olsaydı, insanlar için yeterli olurdu. İnsanlar yalnız bu sureyi düşünselerdi, kafi gelirdi. Bu sure, Kur'an'ın ilim ve maksatlarının tümünü kapsamına almıştır." (İmam Şafii)

*Ashab-ı kiramdan ikisi bir araya gelince bu sureyi biri diğerine okumadan, diğeri ise ona selam vermeden ayrılmazlarmış. Ashab-ı kiramın bu ayetlerinin sırf tebrik için olduğunu düşünenler hata etmişlerdir. Hiç şüphe yok ki Ashab-ı kiram'ın bundan maksatları yalnızca tebrik değil, aksine bu surenin ihtiva ettiği manaları, özellikle hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi karşısındakine hatırlatmak, bu şekilde ayrılmadan önce şayet arkadaşının hayra dair bir tavsiyesi varsa onu dinlemek, kendisine tavsiyede bulunmasını sağlamaktı.

*İnsanda tuhaf bir halet-i ruhiye vardır:
...Hayır ve iyilik namına ne varsa hepsini kendisinden önce geçmiş olan zamana verir. Kötülük, kusuru, şer namına ne varsa onları da bulunduğu zamana yükler.Halbuki düşünün bir kere: Zaman niçin kötü olsun? Zaman hep aynıdır; yüz sene önce ne ise bugün de odur. Zamanda, ayda, yılda, günde... kısacası üzerine yemin edilen eşyaların birinde şer (bulunduğunu) vehmetmek büyük bir hatadır.İyilik ve kötülük zamanda değil, insanların kendilerindedir.

*Salih amellerle sonuçlanmayan bir tasdik, nefsi itaat mertebesine çıkmamış olan bir iman, hakiki bir iman değildir.

*Hakk'ı tavsiye edebilmek için, ahlaki meziyetlerden olan cesaret ve şeceatin, tavsiye edilen hakkın kabul edilebilmesi için de insaf ve tevazunun bulunması şarttır. Bu durumda "birbirlerine hakkı tavsiye edenler" ibaresi, ahlakın en önemli esaslarını içermektedir.

*Sabır, "aklın ve şeriatın gerektirdiği şeyler üzerinde nefsi tutmak (haps) yahut bu ikisinin menettiği şeylerden alıkoymaktır".

*Belaya her mümin, nimete ise ancak sıddıklar (özü-sözü dosdoğru olanlar) sabredebilir.

*"İnsanlar öteden beri saadeti aramışlardır, aramaya da devam etmektedirler. Fakat ulaşmak istedikleri hedeften (hakk ve hakikatten) hiçbir zaman şimdiki kadar uzak değildiler". (Max Nordou)


Alıcılarıma Takılanlar

*Dini Felsefi Sohbetler - Süleyman Hayri BOLAY/ DİB Yayınları

3 Haziran 2016
17:11
Ankara

Devamını oku..

Nostaljik Bir Etkinlik: Kartpostallaşma

Kartpostal

Görsel www.minnosdukkan.com sitesinden alıntıdır.
Çocukluğumdan beri mektup göndermeyi, kartpostal atmayı hep sevmişimdir. Açıkçası bu geleneği sürdürecek, benim kafadan pek arkadaşım olmadı. Fakat, inanıyorum ki bu nostaljik, ince ruhu içinde taşıyan onlarca insan vardır bu camiada. Bu düşünceyle Ramazan gelmeden etkinliği gelsin dedim, müstakbel "Ramazan Bayramımız" (şeker değil dikkat!) için bir kartpostallaşma etkinliği düzenlemek istedim. Birbirimizin bayramını bu naif gelenekle tebrik etsek fena mı olur?

Ben varım diyorsanız, lütfen aşağıdaki şartları okumadan geçmeyin:
1-  Etkinliğe yalnızca hanımlar katılabilir.
2- Katılımcılar alıcı iletişim bilgilerinin bir hanıma ait olmasını taahhüt eder. (Babanızın, eşinizin, emmoğlunuzun falan adresini vermeyin diyorum vesselam :)
3- Zamanında yerine ulaşabilmesi için kartpostallar bayramdan en az 10 gün önce postaya verilmiş olmalıdır.
4- Etkinlik sonunda fotoğraf paylaşımı yapılacak olursa iletişim bilgileri sansürlenerek paylaşılmalıdır.

Bu şartları kabul ediyorsanız; 
 Katılma istediğinizi aktif bir mail adresinizle birlikte bu yazının altına yorum olarak bırakabilirsiniz. İki kişi ile kartpostallaşmak istiyorsanız lütfen yorumunuzda bunu da belirtin.

Eşleşmeler 19 Haziran 2016 tarihinde teravih namazını müteakiben açıklanacaktır :)

Kartpostallar hazır ya da el yapımı olabilir. İçinizden nasıl gelirse artık :)
Beklemedeyim a dostlar...
Sağlıcakla kalın ♥




Devamını oku..