Kitap Alışverişi / Kitap Yurdu

Uzun zamandır Kitap Yurdu 'ndaki alışveriş sepetimi doldurup doldurup boşaltıyordum. Hatta bir ara coşup 200 tl'ye bile çıkmıştım. Öyle bir kitaba susamışlık yani :) Neyse ki maaşı alır almaz siparişi verdim de rahatladım.

Gelelim sevgili kitaplarıma...

kitap alışverişi


Bol Kafka'lı bir sipariş oldu. Aforizmalar, Açlık Sanatçısı, Akbaba, Milena'ya Mektuplar... İtiraf etmeliyim ki ilk olarak Milena'ya Mektuplar'ı okuyacağım. Mektup türünün sıcaklığını hissedesim var sanırım.

John Green- İlk Aşk (19 Başarısız Denemeden Sonra)...
İsmi bile beni gülümsetmeye yetiyor bu kitabın. Bakalım okuyunca da aynı hissi uyandıracak mı?

Cemal Süreya - Sevda Sözleri...
Her kitap alışverişine bir şiir kitabı sıkıştırma gayretindeyim. Cemal Süreya da bunun için gayet iyi bir seçim bence.

kitap alışverişi

Tarık Tufan / Ve Sen Kuş Olur Gidersin, Bir Adam Girdi Şehre Koşarak...
Kitapların ismindeki gizli hüznü fark ettiniz mi? Adeta sonbahar kokuyorlar bana.

Tolstoy / Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli...
Evet, bu sonbahar öykü okuyasım varmış benim. Anlaşıldı :)

Sarah Bakewell / Nasıl Yaşanır ya da Bir Soruda Montaigne'nin Hayatı...
Kitap Yurdu'nun ikili fırsatlarından biriydi. Ödüllü bir biyografi olması ve denemenin babasının hayatını anlatması sebebiyle ilgimi çekti.

2015 Yazarlar Ajandası
Tam da 2015 biterken :):) Methini çok duydum, elimde bulunsun istedim. Ne yapsaydım :)

Vee son olarak Notos...
Borges'i inceliyor bu ay. Okumak için fırsat kolluyorum.

Sipariş toplamı 117 tl tuttu. Ancak, dergi siparişlerimden biri olan İtibar Dergisi temin edilemediğinden tutarı adıma alacak çeki olarak düzenlendi. Dergime ulaşamamış olmak içimi burkmadı değil. E bir tane olsun ayraç beklerdim bir de tabii. Bu olmadı Kitap Yurdu :)

Yazıma da siniyor mu yorgunluk bilmiyorum ama inanılmaz yorgunum. 4,5 günlük tatilden önce yarın sabah iş yerindeki tüm işlerimi bitirmeliyim. Malum haftasonu nişan var, bi koşu Isparta'ya gidip geleceğim seçimden önce. Bu sebeple hatta tüm işlerimi bitirmeliyim. Gelecek hafta için kafamda güzel projeler var. İşleri biriktirmemeli. Haydi kalkayım ben. İyi geceler hepinize...



Devamını oku..

5 Yıl Sonra...

hayal kurmak

Buluştuğumuz andan itibaren yüzümden tebessüm hiç eksik olmadı dün. Tamam, durup durup bayağı sırıttım desem daha doğru belki :) En yakın arkadaşım nişanlanıyordu ve biz nişan alışverişi yapıyorduk. Bu çok güzel bir şey değil mi sizce de? Oysa bundan 6 sene öncesini hatırlıyorum da üniversitedeki ilk günümüzün öğle tatilinde Kızılay semalarında fellik fellik ingilizce kursu arayan iki uydum akıllı idik biz. Hala da pek değiştiğimiz söylenemez gerçi:)

Neyse velhasıl dün bolca flashbackli bir gündü benim için. En yakın arkadaşım olması hasebiyle sürecin tüm aşamalarına vakıf olmamdan mıdır, bu çiftin tanıştırarak mutlu bir beraberliğin temellerinin atılmasına vesile olmamdan  mıdır yoksa düpedüz duygusal bir kişilik olmamdan mıdır bilinmez değişik bir ruh halindeydim dün. Koskoca 6 sene... Ne sevinçler paylaşılmış ne hayal kırıklıkları atlatılmış. Fakülte bitmiş, staj bitmiş, sınavlar geçmiş üzerimizden, işe girilmiş. Hani hep düşünürüz ya 5 yıl sonra acaba nerede, nasıl olacağız diye. İşte dün bunu düşündüm bolca, alışveriş telaşesinde. Dinlemek isterseniz eğer kocaman bir düşünce baloncuğu açıyor ve sizi 5 yıl sonrasına götürüyorum şimdi :)

...

Yaş 29,5. Evet buçuk :) 30 olmaya direniyorum. Yaş takıntım hiç olmadı. "Ulan zaten 24 yaşındasın. Takacağın bir yaş mı oldu?" derseniz hak veririm tabii. Neyse hala takılmıyorum işte.

İngilizceyle barış çubuğu tüttürmüşüz çoktan. Tüttüremediysem vay halime zaten. E uzman da olmuşum artık. Aaa yoksa bu kurumda değil miyim ? Ne! Bir durak sonra mı iniyorum metrodan? Hadi bee... Geç kalınmış hayaller gerçekleşmiş desenize ;) "Hayallerin bile ezik. Tetkik hakim olmuşsun metroyla mı gitmeyi hayal ediyorsun. Püü!" derseniz ay yok vallahi kabul etmem. Metrodan bir durak sonra inmek tamamiyle yer bildirimi açısından önem arz ediyor. Mindıka'yı satıp çoktaaan bir Fiat 500 Cult almışımdır canım. Arabam da mint yeşili olmasa hatrı kalır çünkü. Evlenmediysem tabii.

Yoksa... Konsolun üstünden düğün fotoğrafım el sallıyor korkarım. Fotoğraf çektirmekten hiç haz etmeyen ben şekilden şekle girerek bu fotoğrafları çektirmiş olamam öyle değil mi?! Daha da önemli bir ayrıntı var ki "Yanımdaki adam kim?". E Fatih'e hiç benzemiyorsun ama sen canısı... Cığıldak gözlü olmayacaktın sen hani? Saç tellerin ve sakalların yumuşak olacaktı... Çünkü bu bana göre huzurlu adamların ortak profilidir. Sakal benim en büyük takıntılarımdan biriydi. Yani sakal dediysem dede sakalından bahsetmiyorum tabii ki. Kirli sakal işte. O da mı yok? Ayy köse misin seen?! Boyum da kısa de de şuracıkta yığılıp kalayım. Ne! Sarışın mısın bir de? Eyvahlar olsun. Hukukçu da değilsin değil mi? Ben de öyle tahmin etmiştim. Neyse...Amaan üzülme. Parmağımda taşıdığım yüzük sana aitse bunların benim için hiçbir mahiyeti kalmamış demektir ;) Ve ben o yüzüğü taktıysam;
Sen gerçekten huzurlu bir adamsındır.
Çok konuşmazsın çünkü benim ikimizin yerine de konuşacağımı bilirsin. Konuşmazsın dediysek kılıbık da değilsindir canım. Kalbi ılıksın diyelim biz ona;) 
Muhtemelen saygı duyacağım ve hayran olacağım bir karaktere sahipsindir. Zira, bir cahile efendim demeyeceğimi gözüme bakar bakmaz anlamış olman lazım ;)
Sen tam bir Patria Potestassındır işte. Roma Hukuku'ndan aklımda kalan nadir kavramlardan : Aile babası. Bunun içine tüm iyi meziyetleri koy bitanesi. Sana methiyeler düzmeye devam etmeyi çok isterdim ama ortalık çığlıklardan yıkılıyor fark etmedin mi?

Ahh Ertuğrul... Hobi odama yine mi çıkarma yaptın annem? Tam da istediğim gibi fırlama bir oğlumuz oldu, şükür. Bu çocuğu nasıl zapt edeceğimize dair en ufak bir fikrim yok. Tamam ben pısırık bir çocuk olmasın dedim, azıcık yaramaz olsun dedim... Dedim de bu kadar da deli dumrul olacağını düşünmemiştim. Hama boncuklarını ortalığa çıkaramıyorum. Yutacaksın diye aklım çıkıyor. Boyalarla, verniklerle vedalaşalı hanidir... Sen sağ salim büyü de onlar çıkar tekrar piyasaya. Ama bebeğim biraz da sen bana kolaylık tanısan ne olur? Evalarıma minik pençelerini geçirdin bir şey demedim. Graphic 45 kağıtlarımda pirinç tanesi dişlerinin hatırasını bıraktın ona da ses etmedim. Ama Martha Stewart delgeçlerimi sağa sola fırlatmak neyin nesi anneciğim ya?! Mekanizması bozuluyor onların. Suçüstü yakalandığında da sevimli sevimli sırıtman yok mu... Elimi kolumu bağlıyor. Deli ananı da sevginle adam ettin ya helal olsun oğlum.

Ha tahmin edeceğiniz üzere evim de bal dök yala değil artık. Ertuğrul paşanın döktüklerini toparlamaya bile yetişemiyorum bazen. Babasının da aşağı kalır yanı yok oğlundan. Ücretsiz iznim bittiğinde ev asıl o zaman rotasından çıkacak gibi görünüyor. Eskisi kadar stresli değilim Allah'tan. Her şeyi kafaya takıp, gerilmiş bir keman teli gibi dolaşmanın hayatıma en ufak bir katkısını görmedim. Böyle diken üzerinde bir yaşamı da yıllar önce bırakmayı tercih ettim. Evim olması gerektiği kadar temiz, kafam huzurlu vesselam.

Bu ayrıntıyı fark ettiğinizi umuyorum ama yine de değinmeden edemeyeceğim. Hobilerim artarak devam etmekte. Hobi alışverişlerimin bütçedeki payı da epey arttı. Bizim bey kendimi yorduğumu düşünse de el işlerinin hayatımdaki önemini bildiği için sesini çıkarmıyor hatta destek bile oluyor sağ olsun. Vintage, retro, shabby chic alanında ihtisas yapmak üzere. Hangi desene hangi materyal gider ondan sorulur :) Bir de kıl testere makinası almaya ikna edebilsem... Eli hiç yatkın değil böyle şeylere. Ben babamın evinde böyle görmedim diye sitem ediyorum arada. Elinden her iş gelir benim babacığımın. Şimdi asker yolu bekler gibi usta yolu beklemek çok zoruma gidiyor çok... Üniversiteydi, işti derken elini hiçbir işe sürmemiş ki bizim paşa. İnsan azıcık iş öğrenmeye heves etmez mi? Allah'tan babamın hem oğlu hem kızı oldum da elimden az çok her iş geliyor. Elektrik hariç tabii. Ama yoo... Ben yavru atmacayı her konuda kapsamlı bir staj eğitiminden geçireceğim. Hatta dedeye yatılı eğitime bile gönderebilirim bunun için. Ben yandım eller yanmasın ama değil mi?

Annemlere gelmişken söz; "Aman ben çocuk falan bakamam" diyen annem, oturduğumuz siteye yakın 1+1 ev arayışına başladı çoktan. Malum, Ankara trafiğinde araba kullanması da hayal oldu. O kuralcı kızının nasıl bu kadar sakin bir anne olduğuna şaşırıyor biliyorum. Tüm düzenimi alt üst eden miniğe sesimi çıkaramadığımı gördükçe içten içe oh olsun dediğini de duyar gibiyim :) Her şeye rağmen yaptığım seçimin doğru olduğunu düşündüklerini bilmem bana inanılmaz huzur veriyor. 

Kızların doğumuyla çoktaaan dede moduna giren babam, bu rolü çok daha iyi kıvırıyor sanki :) Ama hala çok evhamlı. Çocuğa şöyle yapın, böyle yapın diyerek ince ince direktif vermeye devam ediyor. Eskiden olsa "Bunu ben düşünemiyor muyum!" diye parlayan ben bile kızmıyorum bu duruma. Hatta insanın büyüklerinin himayesini üzerinde hissetmesi yaş ilerledikçe daha da anlamlı hale geliyormuş meğer. 

Anneannemse hala Ertuğrul'a  bir şeyler örme telaşında. "Pamuğum yıllar evvel her yaş için, her cinsiyet için çeşit çeşit giysiler örmedin mi?" dediysem de dinletemiyorum. İşim ne kadar çok olursa olsun, elimde yıkıyorum tüylenmesinler diye. Kanz falan halt etmiş. Ertuğrul paşanın en değerli kıyafetleri o örgüler:) Dedemse o tatlı haliyle küçük eşeğin masalını anlatıyor küçük beye. Ertuğrul bu masalla büyüyen 4. kuşak :) Ve dinlediği en güzel masal olduğunu büyüyünce anlayacak...

Ve kızlar... Resmen evciliklerinin asli unsuru haline getirdiler oğlumu. Nisa her zamanki gibi anaç :) Hep içli bir çocuktu hala da öyle. Giderek de bana benzediğini fark ediyorum. Kendi kızım olsa bu kadar benzerdi huyu diyorum bazen. Elif, çıtırım... Manken gibi bir kız oldu hepten. Bizim tombak onu içten içe kıskanıyor farkındayım :) Şükür, tamamen iyileşti ya ne kadar şükretsek az. Oysa yıllar evvel ne kadar da zor bir süreç atlatmıştık ailecek. İlhan'a gelince o da hepimizi utandırdı sıpa. O artık üniversiteli bir delikanlı :)

Aaa nasıl unuturum! Tüty'le Sarı Oğlan evlendi tabii çoktan. Hatta onları tanıştırmamın en büyük nedenlerinden olan 'güneş gibi çocuklarının olacağı' düşüncesi de gerçek oldu. Sapsarı, kıvırcık saçlı tatlı bir kız çocuğunun teyzesiyim artık :) Ertuğrul'un da ablası. Onun aksine sakin mi sakin, uyumlu bir çocuk maaşallah. E herkes anasına çekiyor demek ki :) Görevlerinden dolayı sürekli geziyor bizimkiler. Bu sebeple çok nadir görüşebiliyoruz. Görüştüğümüzde de çokça eskileri yad ediyor, kah duygulanıyor kah gülüyoruz. Tabii eskisinden bir farkla... Çocukların istekleri arasına sıkışabiliyor ancak bu muhabbetler ama tadı her daim aynı. Bu konuda hemfikiriz :)

Bizim deli kızsa ilk görev yerinde tanıştığı bir öğretmenle evlendi. Tam da ona yakıştırdığım gibi kara yağız bir delikanlı :) Alihan sancısından kurtuldu, pek de iyi oldu. Tabii benden cesaretli olduğu için hatun, ikinci yeğen de çoktan yolda. Yakında doğumuna gidiyorum. E bebek hazırlıkları kimin elinden çıkabilirdi ki başka? :) O da anne olunca duruldu epey.. Yıllardır aradığı huzuru bulduğu için iyi haberlerini aldıkça onun adına çok seviniyorum. Panik atağı bana az çektirmemişti. Neyse ki huzura erince onu da atlattı. Bize geldiklerinde sabaha kadar oturma sebebimiz sadece daha fazla konuşabilmek :)

Son olarak, ben hala beni en çok ben yapan eylem olan yazmaya devam ediyorum. 3. bloğumda sebat ettim ve yılladır heybeme doldurduğum huzuru sizinle paylaşmaya devam ediyorum. Belki de huzurhaneyle bin kişi gönül bağı kurdu kim bilir? Bu süre içinde birçok kişinin hayatına dokundum, mutluluk postalarımın sayısı belki de yüzü buldu. Adının sanal oluşuna inat, gönülden sımsıcak dostluklar kurdum. Ben her zaman güvendim ve emek verdim. Bunun bir gün bana muhakkak güzel bir dönüşü olacağını biliyordum. Bu yüzden emek vermekten hiç vazgeçmedim.

...

5 yıl sonra gerçekten ne olacağı bilinmez. Her şeyin hayırlısı öncelikle :)
Ama bu hikaye gerçek olduysa ve bahsettiğim bu iki adam hayatıma girdiyse, gerçekten hoş geldiler ne diyeyim...





Devamını oku..

Zihnimi Toparlarken...



Ilık süt iyi gelirdi aslında. Isıtmaya üşendim. Yatağıma sinmiş, koca bir kazan sütü yudumluyorum şimdi. Kendimi dinliyorum yine. Dişi kaplanın içinden çıkan küçük kız çocuğunu tüm savunmasızlığıyla yakalayabildiğim ender saatler bunlar, kıymetli. Çünkü, duygularımın hayatıma ne renkte yansıdığını ben en iyi zifiri karanlıkta görebiliyorum. Hayatımı, kararlarımı, fikirlerimi en iyi kalabalıklar üzerimden elini çektiği zaman irdeleyebiliyorum. En yalın halim ile tüm gün üzerimde gezdirdiğim güçlü hatunun buluşması tatsız da bitebiliyor bazen. Kim haklı kim haksız vicdan mahkemesi başlıyor sonra. Hüküm aşamasına gelmeye cesaretimiz yok henüz.

"Allah, rutinini bozmasın" duası da dualar literatüründe yerini almalı bence. Hayatın farklı lezzetlerini almak dışında rutinden az da olsa sapmalar yaşamak sizi tepe taklak edebiliyor zira. Henüz işe gitme mecburiyeti dışında sosyal hayatıma ilişkin bir rutin oturtmuş sayılmam. Okuma hedeflerimi yakalayamadan günü tamamlamış olmak beni nasıl huzursuz ediyor bilemezsiniz. En kısa zamanda istediğim okuma düzenine ulaşmaya şimdiden niyet ediyorum öyleyse :)

İş yeri ile ilgili beklentilerimi çok yüksek tutmamıştım. Az çok ne ile karşılaşacağım belliydi. O yüzden şu an bulunduğum şartlar içinde en yüksek tatmin düzeyine ulaşmak yegane hedefim. Yoksa, dersane hocamın "Ne işin var senin burada. Uzman yardımcılığı seni kesmez" dediğinde ne demek istediğini işe fiilen başladığım gün anlamış bulundum zaten.

Sütüm bitmek üzere. Üzerime tatlı bir uyku çöküyor hafiften. Her kırılgan anımda elimden düşürmediğim Küçük Prens'ten birkaç sayfa okumazsam sabahtan yana umudum eksik kalır gibi geliyor. Bu kez ne zamandır okumak istediğim Cemal Süreya & Tomris Uyar çevirisiyle üstelik... İki aşık bir hayatı, bir evi, hayallerini paylaşabilir pek tabii.  Peki ya kelimeleri paylaşmak nasıl bir duygudur acaba? İnsanın başına gelebilecek ender nimetlerden biri gibi geliyor bana. Bu çeviriyi bu sebeple çok özel bulurum - ki ayrıldıktan sonra da kelimeleri tasfiye etmişler. Cemal Süreya kendi çevirisini yayınlamış. Okuma fırsatım olmadı ancak çok yavan geliyor düşününce. Öz çekilip, kabuk kalmış gibi sadece. Ve bu anekdot da aşka ve çeviriye ihanetten öteye geçmiyor bence.

Devamını oku..